Hakkımda

Fotoğrafım
Mutfak Danışmanlığı Ve Yiyecek İçecek Danışmanlığında Hizmet Alanlarım... • Yeni Restoran Açacak Olanlar, Tüm Restoranın Sistem Ve Operasyonu (Küçük Açılış Ve Büyük Açılış Min. 6-7 Ay) • Tüm Mutfak Ve Servis Mesleki Eğitimleri • Daha Önce Restoran Açmış Ama İstediği Başarıyı Yakalayamamış Yiyecek Ve İçecek İşletmeleri, • Cazip Fiyatlar İle Hazır Bir Restoran Alarak Konsept Değiştirmek Amacı Taşıyanlar, • Yeni Bir Restoran Alarak Hizmet Kalitesini Yükseltmek İsteyenler, • Uluslararası Standartlara Sahip Butik Oteller • Uluslararası Standartlara Sahip Yıldızlı Oteller • İlk Mutfak Kurulumları • Yiyecek Ve İçecek Menü Tasarımları • Sadece İlgili İşletmeye Özel Patentli Yemekler İsteyenler, • Sadece İlgili İşletmeye Özel Pişirme Teknikleri İsteyenler, • Sadece İlgili İşletmeye Özel Yeni Emsalsiz Yemek Tasarımları İsteyenler, • Sadece O İşletmeye Farkındalık Yaratmak İçin Özel Sunum Teknikleri İsteyenler, • Özel Devlet Yemekleri, • Özel Holding Yönetim Kurulu Yemekleri, Çalışma Konseptim Hangi Mutfaklardır? Osmanlı Saray Mutfağı Eski İstanbul Mutfağı Geleneksel Türk Mutfağı Akdeniz Mutfağı Vejetaryen Mutfağı Anadolu Mutfağı
Şef etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şef etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Has Aşçıbaşı - Eski Türk Tarihinde ve Osmanlıda Tatlının yeri

Has Aşçıbaşı - Eski Türk Tarihinde ve Osmanlıda Tatlının yeri :
Türklerin eskiden tatlı yemeyi sevmediği, hatta erkeklerin tatlı yemesinin ayıp sayıldığı çeşitli kaynaklarda geçmektedir. İbni Battûta’nın naklettiğine göre, “Beni öldürsen de yemem” diyecek kadar tatlılara tepki duyan Türkler, ancak Müslümanlıkla birlikte balın, pekmezin, hatta giderek şekerin önemli tüketicilerinden olurlar. 
11. yüzyıl kaynaklarından Divân-ı Lügâti’t-Türk’te Kaşgarlı Mahmut, uwa, kagut gibi tatlılardan söz eder, ama bu sözlüğün genelindeki yemek isimlerine göre çok kısıtlı bir yer tutmaktadır. 
Lügât’te kagut: Kavut, darıdan yapılan bir yemektir. Bu, şu suretle yapılır: Darı kaynatılır, kurutulur, sonra dövülür, un gibi inceltilir, yağla ve şekerle karıştırılır, böylelikle yeni doğurmuş olan kadınlara verilen bir yemek olur. 
Lügât’te uwa: Bir yemek adıdır, şu surette yapılır: Pirinç pişirildikten sonra soğuk suya konur; sonra suyu süzülerek içerisine şeker atılır, soğukluk olmak üzere yenir. 
Lügât’te bekmes: Pekmezin bu dönemde kavutla birlikte kullanıldığını şu beyitte görmekteyiz:
“Olgum ögüt algıl biligsizlig kiter
Talkan kiming bolsa agnar pekmes katar.”
(Oğlum öğüt al, bilgisizliği gider; kimin kavutu varsa ona pekmez katar)
Lügât’te bal: Bal sözcüğü Suvarlar, Kıpçak ve Oğuz dillerinde kullanılmaktadır. Öbür Türkler buna “arı yagı” derler. Şu beyitte dahi gelmiştir: 
“Bardı sanga yek otru tutup bal, 
Barçın kedhiben talu yuwga bolup kal”
(Şeytan bal tutarak sana vardı, ipek elbise giydirdi. Artık sen yufka akıllı oldun, deli olarak kaldın.)
14. yüzyılın önemli seyyahı Tancalı İbn Batuta Kıpçak Türklerinin tatlı kültüründen şöyle bahseder: “Tatlı yemek onların nezdinde ayıp karşılanır! Ramazan ayı içinde Sultan Uzbek’in huzurunda bulunuyordum. O gece arkadaşlarımın yaptıkları tatlıdan bir tabak sundum sultana. Sultan sadece parmağıyla dokunup tatmakla yetindi, bir daha elini sürmedi.” Fakat seyyah bir başka yolculuğunda, Hindistan’ın Türk kökenli hükümdarı Gıyâseddin Tuğlukşah’ın sofrasında bol bol tatlı şerbetler içildiğini, hükümdarın helva ve kadı lokmasını beğenerek yediğini de görüp kaydeder.  
İslamiyet’in “tatlı” tesiri
İslamiyet’le birlikte bin bir çeşit tatlıyla tanışan Türkler zamanla Şam’ın şekerlemeleriyle, Bağdat’ın helvalarıyla boy ölçüşecek kadar ustalaşır. Doğu’nun Batı’yı yüzyıllarca etkilediği alanlardan biri hâline gelen tatlılar, sosyal yaşamda önemli bir yere sahip olur; düğün, doğum, sünnet gibi kutlamalarla dinî bayramlarda ikram edilir.
“El-mü’min helva ve’l fâsık turşu” yani mümin olan tatlı sever, günahkâr olan turşu anlayışına sahip İslamiyet’te, tatlı sevgisi imandandır ve mü’min tatlıcıdır bir hadise göre.  
Mekke’deki Serad Dağı’nda şeker kamışı yetişmesi, Peygamber döneminde bir tüccarın Medine’ye şeker getirmesi, müşteri bulamadığı için şekerin Abdullah b. Câfer tarafından alınıp halka dağıtılması şekerin bu dönemde bilindiğini gösterir. 
Hz. Muhammed’in tatlıyı özellikle de balı çok sevdiğini bizzat Hz. Aişe belirtmektedir. Baldan yapılan tatlı, bir çeşit helva olarak bilinen felluzec dönemin zenginlerine has bir yiyecektir. 
Hurmadan yapılan pek çok tatlı çeşidi de mevcut olan Arap dünyasındaki bu lezzetleri zaman içerisinde keşfeden Türkler tatlı yemeye gittikçe alışır ve tatlıcılığı ilerletir. 
Evliya Çelebinin kayıtlarında ise ;
17. yüzyıl seyyahlarından Evliya Çelebi, İstanbul’daki envai çeşit tatlıcı esnafının belli başlılarından şöyle söz eder: 
Zerdeciler Esnafı: Dükkân 15, neferât 30, pirleri Muâviye’dir. İlk defa zerdeyi bu zât, Hz. Hamza şehit olduğu gün matem yemeği olması için kırmızı kan gibi safran ile boyayıp Peygamberimizin huzuruna getirdi. Övülmedi, aksine yerildi. Acem memleketinde Muâviye’yi sevmedikleri için yemeğini de yemezler, zira Muâviye’nin, gizliden Ehl-i beyte garazı vardır derler, ama gariplik bu ki Arnavutluk’ta da Muâviye’yi sevmediklerinden mavi esvap giymeyip zerde aşı yemezler, yiyeni de sevmezler.
Pâlûdeciler Esnafı: Dükkân 15, nefer 55, pirleri (…), Selmân belini bağladı, kabri (…) dedir. Bunlar da dükkânlarını donatıp şekerli taze pâlûde satarak silahıyla ubûr ederken “Görmeyi artırır eder. Besleyici pâlûde” diyerek geçerler. 
Aşurecileri, köftercileri (pekmezli sucuk), şekercileri, hele ki helvacıları hiç saymıyorum bile… Çünkü helvacılarla helva çeşitleri başlı başına bir konu, bir dalarsam çıkamam maazallah!
Osmanlı’nın “muhteşem” tatlıları
Osmanlı sarayında helvalar haricinde baklava, reçel, rub (marmelat) ve macun türünden çeşitli tatlılar imal edilirdi. Burada üretilen hamurlu tatlıların en önemlisi, kayıtlarda bazen rikak bazen de baklava olarak geçen rikak baklavasıydı. Osmanlı’da kayıtlara geçtiği ilk tarih 1473 olan baklava, iftar ve bayram sofralarının vazgeçilmezleri arasında yer alırdı. Ulûfe ödemelerinin yapıldığı günde ve Ramazan ayının on beşinde Hırka-i Şerîf ziyaretinin ardından yeniçerilere de dağıtılırdı. Rikak baklavasının yufkaları sadeyağla kızartılır, yeniçerilere sunulanında tatlandırıcı olarak büyük miktarda bal ve çok daha az oranda şeker kullanılıp içine badem katılırdı. 
Eski İstanbul konaklarında baklava tepsisine en az yüz tane yufka konurmuş ve ziyafette konuklar yarım metre yukarıdan altın bir lira bırakırmış. Bırakılan para, yufkaların inceliği ve kıtırlığı sayesinde dibi bulursa ne âlâ! Ev sahibi gururla göğsünü kabartıp parayı aşçısına ödül olarak verirmiş, baklava yenmeye değer bulunurmuş yani… Yok, eğer para baklavaya saplanırsa aşçıbaşının vay haline! Tepsi derhal mutfağa yollanır, ev sahibi kendisini rezil olmuş sayarmış! 
Bu hikâye genelde son dönemlere atfedilse de Evliya’da da aynen geçiyor. Ünlü seyyahımıza göre, iyi bir baklava bir kağnı tekerleği kadar büyük ve de kat kat olmasına rağmen ufacık bir paranın ağırlığıyla çökecek kadar yumuşak olmalıydı ve Belgrad baklavaları aynen bu anlattığı gibiydi. 
Sarayda sıkça yapıldığı tespit edilen diğer hamur tatlısı ise kadayıftır. İlgili kayıtlarda kadayıftan kadayıf-ı hassa olarak bahsedilmesi ve tatlının Vâlide Sultan ve Hünkâr için yapıldığına vurgu yapılması, bu tatlının sarayda az sayıda kimse tarafından tüketilebildiğini göstermektedir.
Zerde, saray halkının tamamının yeme imkânı bulduğu bir nişasta tatlısıdır. Zerde yapımında pirinç, şeker ve nişastadan başka, renk verici safran, öğütülmüş fındık ve badem kullanılmaktadır. Mutfak defterlerinde paluze ve peltelere vurgu yapılmakla birlikte, çeşit ve içerikleri belirtilmemektedir. 
Osmanlıların içinde pirinç unu, süt ve şeker olan her karışıma muhallebi dedikleri anlaşılmaktadır. Fatih Sultan Mehmed dönemi mutfak defterlerinde muhallebi için tavuk alındığı kayıtlıdır. Tavukla yapılan bu muhallebinin, tavuk göğsü olduğu söylenebilir. 
15. yy. Fransız Broken’ nin kayıtlarında;
“Surname-i hümayun” Dügün senliklerinde (Bursa uludağ) kesiş dağındaki 7 ayrı gölden sarayın buzcuları tarafından getirilen buzlar ile  istanbulda dondurma yapıldığı, ve saray elit tabakası tarafından tüketildiği  avrupada ise ilk defa bundan 200 sene sonra dondurmanın ortaya çıktığı gözükmektedir. 
Ünlü Romalı gurme Marcus Gavius Apicius ;
Arcus Gavius Apicius Eseri “De re conquinaria libri decem”de bildiğimiz tavuk göğsü tarifini neredeyse aynen verir: “Yeni kesilmiş bir tavuğun göğüs etleri didiklenir ve kaynamakta olan süte katılarak pişirilir. Tokmakla dövülerek iyice ezilen tavuk göğsüne tat vermesi için bal, koyulaşması için de çekilmiş badem eklenir.” Yüzyıllar boyunca Avrupa’da blancmange adıyla yapılan tavuk göğsü, ortaçağın sonlarında birden yok olsa da İstanbul’da yapılmayı sürdürmüş ve hatta tatlının bir de Türk usulü bir türü daha yani “kazandibi” ortaya çıkmış. 
Ne kadar tatlı çeşidi varmış diye merak edenlere küçük bir bilgi: Kanûni Sultan Süleyman’ın oğulları şehzade Bâyezid ile Cihangir’in sünneti ve kızı Mihrimah Sultan’la Rüstem Paşa’nın evliliği nedeniyle yapılan 27 Kasım 1539 Perşembe günü başlayan ve 13 gün süren sur-i hümayunda 117 çeşit ekmek, yemek ve tatlı ikram edilmiş. Şenliğin kına gecesinde 53 çeşit tatlı ve şekerli kurabiye varmış. Varın gerisini siz düşünün!
1 - kaynak; Divân-ı Lügâti’t-Türk  |  2 - kaynak; Tolunay Sandıkcıoğlu  |  3 - kaynak; Evliya Celebi seyahatnamesi
Daha fazla mutfağımız ile ilgili tarihi  bilgiler edinebilmek icin  Lütfen --kütüphanem  — Tıklayarak  Resmi Web Sitemi Ziyaret Ediniz.
Koord. Has Aşçıbaşı & Exc. Chef | Ahmet Özdemir | Osmanlı ve Türk Mutfağı Dünya Gönül Elçisi | akdenizsef@gmail.com

3 Mayıs 2016 Salı

HAS AŞÇIBAŞI YİNE AÇTI..! | GÜNDEM - BELÇIKA

Boğaz'a yeni bir lüks butik otel geldi. Genç kadın girişimci Selda Uluğ'un hayata geçirdiği Su Merdum Boutique Hotel, Beylerbeyi'nde hizmete girdi. Adını Farsça'da gözbebeği anlamına gelen Merdum kelimesinden alan 13 lüks odalı otel 15 milyon dolara mal oldu.
İstanbul'da Boğaz hattında sayıları giderek artan lüks butik otellere bir yenisi daha eklendi. Genç kadın girişimci Selda Uluğ'un projesi olan Su Merdum Boutique Hotel, Anadolu Yakası'nda hizmete girdi. Beylerbeyi'nde yer alan ve toplam 13 odası bulunan otel için yaklaşık 15 milyon dolarlık yatırım yapıldı. Otelde konaklama fiyatları 300 Euro ile 2.000 Euro arasında değişiyor. Sakine Hanım Köşkü'nün restore edilmesiyle hayata geçirilen proje Osmanlı esintileri taşıyor. 

Tarihi dokuya sadık kalınarak restore edilen köşk, Neo-Osmanlı tarzında dekore edildi. Odalardaki altın kaplamalı muslukları ile dikkat çeken otelde kullanılan avizeler kristal. Otelin duvarlarını süsleyen tablolar ile diğer bazı aksesuarlar da Fransa'dan getirtildi. Tarihi ağaçlarla çevrili bahçesi 1.5 dönüm içinde olan otelde açık yüzme havuzu da bulunuyor. Otel bünyesinde SPA hizmeti de veriliyor. 

ACILIS KOKTEYLI, SERVIS VE MUTFAK SISTEMLERI, PERSONEL EGITIMLERI “KOORD. HAS ASCIBASIMIZ AHMET OZDEMIR’DEN”
Has aşçıbaşı Ahmet Özdemir; Mesleki hayatında bu güne kadar sadece kendi imkânları dahilinde Osmanlı ve Türk mutfağının gönül elçisi olarak; 3 kıta, 17 ülke ve 101 şehir dolaşarak 261.000 km kat etti. 16 ulusal yerli ve yabancı televizyon kanalına mesleki sunum yaptı, 146 yerli ve yabancı, gazete ve dergi de yazılı haberi çıktı, 11 makale, 114 mesleki ve turizm ile ilgili köşe yazısı yazdı. İngilizce, Almanca, İspanyolca ve İtalyanca bilen Özdemir Meslekteki serüveninde 26. yılını geride bıraktı.
Bugüne kadar Dünyada; Türkiye’de 8 ayrı Delux tatil köyü ve 5 yıldızlı otel, İngiltere’de 2, Amerika da 12, Türkiye’de 3, Belçika’da 1 olmak üzere Uluslararası mutfaklar üzerine toplam bütçesi 2 milyon ile 8 milyon dolar arasında değişen 18 vip Fine Dining Restoranın ilk açılışlarını gerçekleştirerek yeni şefler yetiştirip görevi onlara devretti.
Son 11 yılını Uluslararası standartlara sahip; Avrupa, Asya ülkeleri ve ABD’deki çalışmaları arasında Washington Dc, Cenevre, Londra, Kuala Lumpur, New York, Ohio, Brüksel, Beringen, Rotterdam, California, Berlin, Viyana, Virginia, Boston ve Florida eyaletleri ve dünyanın birçok ünlü şehrinde Fine Dining restoranların, 5 yıldızlı oteller ve Delux tatil köylerinin özel kontratlar ile talebe göre; 4 yada 8 haftalık, 6 aylık ve 1 yıl süreli eğitimler vererek büyük açılışlarını gerçekleştirdi.
Tüm mutfak, Servis ve alacar-te bölümlerinin standartları taşımak amacıyla yiyecek ve içecek menülerini yaparak reçetelerini oluşturur. Akdeniz, Osmanlı, Türk, Amerikan ve İtalyan mutfakları üzerine ve şehir içi otelcilik, sezonluk turizm, banquet, protokol, ziyafet ile ilgili işletmelere Hizmeti devam ettirecek mevcut mutfak ve servis personellerini kısa sureli eğitimlerle profesyonel hale getirip yeni şefleri yetiştirerek hizmeti onlara devretti..
Turizmde yüksek uluslararası deneyimi olan ünlü şef Ahmet ÖZDEMİR, Amasya Merzifon`da Bedesten Osmanlı Mutfağının “http://www.bedestenosmanli.com”  açılışını da gerçekleştirip dünyaya tanıtarak 400 yıllık Osmanlıya ait tarihi bir binayı da insanların hizmetine sundu ve hemen arkasından Belçika Beringen ‘de  “http://www.hunkar.eu” Avrupa’ya örnek Hünkâr Osmanlı ve Türk Mutfağını da başta patentli yemeklerinden topuz kebabı ve saltanat sahanı olmak üzere kendi kimliğine uygun yine sahsına münhasır essiz lezzetlerle ve bizzat hissedarı olarak gurbetçilerimize bu heyecanı yaşattı.
Son olarak ise Japonya’daki 2.8 milyon dolarlık sır gibi sakladığı projesinin ilgili kurumlardaki 3. Ve son kurul tarafından onaylanmasını beklerken İstanbul’da tamamen Osmanlı mimarisine sahip tarihi köşkühttp://sumerdum.com  Su Merdum Butique Hoteli ve ayni zamanda Osmanlı restoranını hizmete açarak İstanbul’a kazandırmanın mutluluğunu yaşıyor.
Sefin ilgili sosyal sitesi:
 “KOORD. HAS ASCIBASIMIZ “AHMET OZDEMIR” İLE SÖYLEŞİMİZDE;
 “Tüm dostlarıma Teşekkür ederim. çok güzel bir açılış kokteyli oldu. Allaha bin şükür gereğini yeni yetiştireceğim ekibimle birlikte misafirlerimizin dediklerine göre yerine getirdik. işletme genel müdürü Sn. Mehmet R. Korkmaz bey ile çalışmanın çok zevkli olduğunu belirtmek isterim. İstanbul’a yeni bir hareket geleceği kesin, bilgi ve tecrübelerim dahilinde alanımda ülke turizmimize elimden gelen katkıyı sağlamaya mecburum.  Bu vesile ile Su Merdum Butique Hotel’i konseptine, manevi değerine ve kendisine güvenen insanların sorumluluğunu da dikkate alarak her yönü ile Türkiye’de örnek alınması gereken bir marka yapmak için elimden geleni yapacağım. Allah herkesin gönlüne göre versin diyorum. Servis ve Mutfak personel eğitimleri, menü çalışmaları, hotel çalışma sistemi ve aktivite program hazırlıkları bitene kadar istanbuldayim."4 yada 5 aylık sure zarfında İstanbul’da çalışmalarına devam edecek” dedi.
YENİ OTEL PROJELERİ GELECEK

İnşaat sektörün iddialı firmalarından Otyum İnşaat'ın da sahibi olan Selda Uluğ, Su Merdum Boutique Hotel projesiyle turizm sektörüne adım atmış olacak. Selda Uluğ, otelin 2.5 yıllık bir yatırım sürecinden sonra hizmete girdiğini belirterek, dekorasyonla bizzat ilgilendiğini söyledi. "Bu otel benim gözbebeğim" diyen Uluğ, SU 'nun Selda Uluğ'un baş harfleri olduğuna, Merdum'un da Farsça'da gözbebeği anlamına geldiğine dikkat çekti. Bu projenin başlangıç olduğunu belirten Uluğ, yeni otel projelerinin devam edeceğini kaydetti. 

HEDEF ZİNCİRLEŞMEK

Otelcilik alanında zincirleşme hedefi olduğunu ifade eden Uluğ, yeni projelerle ilgili şu bilgileri verdi: "Balat, Gayrettepe ve Kavacık'da yerlerimiz var. Son dönemin popüler semti Karaköy'de de yer araştırıyoruz. Bu yerlerde de otel projelerimiz olacak. Kavacık'ta içinde alışveriş merkezi de olan bir otel planlıyoruz. Gayrettepe'de 150-200 odalı residans tarzı bir proje hedefimiz var. Balat'taki butik bir proje olarak. Yani otelcilikte zincir olmayı hedefliyoruz."

OSMANLI SARAYI ESİNTİLERİ.

Su Merdum'un her kesime açık olduklarını vurgulayan Uluğ, ana hedef kitlelerinin ise Arap, Azeri, Rus ve Avrupalı işadamları olduğunu ifade eden Uluğ, otelde VIP hizmet sunduklarını dile getirdi. "Amacımız İstanbul'da bulunan yerli ve yabancı turistlere, işadamlarına, firma toplantılarına hizmet vermek ve sektörde öncü olmak" diyen Uluğ, sözlerini şöyle sürdürdü: "Tarihte bir gezintiye çıkmış gibi Osmanlı ihtişamını hissedeceğiniz ve Osmanlı sultanlarının adını taşıyan 13 lüks odaya sahip Su Merdum Boutique Hotel misafirlerine 7-24 kalite odaklı hizmet sunuyor. Misafirlerin her türlü ihtiyacı ve konforu düşünülerek hazılanan odalarda; jakuzi, özel kasa, özel güvenlik sistemi, Led TV, Sattelite uydu yayını ve ücretsiz Wi-fi hizmeti bulunuyor. Ön bölümü hareketli, altı masalık dizaynı ile Terrace by Merdum bölümünde Boğaz'ın silüeti izlenebilir. Su Merdum Boutique Hotel' e karadan ulaşım yanında, özel iskelesinden tekne ile denizden de ulaşım kolaylığı da sunuyoruz.."
gundem.be
gundem.be
gundem.be
gundem.be

OSMANLIDA AHILIK SISTEMI NEDIR?


Osmanlıda Ahi Sistemi  Ahilere göre sanat üstattan öğrenilir. Bir ahi yamaklık, çıraklık, kalfalık, ustalık, yiğitbaşılık, ahi babalık ve kethüdalık safhalarından geçmelidir. Gündüz dükkânında, tezgâhında olmalı, akşamları mutlaka sohbetlere katılmalıdır.  Ahilerin idare heyeti, azalar arasından seçilir. Kendilerine kadı tarafından resmi vesika, icazet verilip, icraatları ve neticeleri büyük meclise bildirilir. Birlik idare heyeti her ay, üç gün toplanır "orta sandığı" üzerine konuşur, kararlar alınır.  Ahiler mensuplarını takdir etmesini bilir ancak cezalandırmaktan da kaçınmazlar.
Ahi zina yapmaz, gıybete bulaşmaz. Yalandan, dolandan, kibirden, iftiradan, hasetten kaçar. İçi dışı birdir, affetmeyi bilir, namahreme bakmaz. Merhametsiz olamaz, lâf taşıyamaz, kin tutamaz. Sözünde durur, hıyanet etmez, emaneti kollar. İnsanların ayıbını örter, cömert olur ve kul hakkından çok korkar. Bunlara uymayanlar ahilikten çıkarılırlar.  Ahiler estetik kaygılar taşır, bed seslileri sokak satıcısı bile yapmazlar.
Yine fütüvvet namelere göre;
Ahinin sanatı olmalı ve helâlinden kazanmalıdır. Âlimlere hürmet etmeli, fukarayı kollamalıdır. Temiz giyinmeli ve temiz tıynetlilerle bulunmalıdır. Bir ahi asla namazını kazaya bırakmamalı, nefsine hakim olmalı, dünyaya düşkün olanlarla düşüp kalkmamalıdır. Bu hasletler zamanla cemiyete mal olur. İşte Osmanlılar bu yüzden 6 asır ayakta kalırlar. Osmanlının düşmanları Ahilerden hiç hoşlanmazlardı.
Kim Kimin Piri?
Dedelerimiz her meslek ve zenaati piriyle anarlar. Mesela Nuh Aleyhisselam marangozların ve gemicilerin, Hazret-i Musa çobanların, Hazret-i Zülkifl ekmekçilerin, Hazret-i Lut tarihçilerin, Hazret-i İbrahim mücahidlerin, Hazret-i Şit hallaçların, Hazret-i Salih devecilerin, Hazreti İdris terzilerin, Hazret-i Yunus balıkçıların, Hazret-i İlyas çulhacıların, Hazreti İsa seyyahların, Selman-ı Pak berberlerin, Halid bin Velid silahşörlerin, İmam-ı Şafii subaşıların, Hacı Bektaş-ı Veli Asesbaşıların piridir.  Osmanlı'da meslek erbabı pirlerine layık olmaya bakar.  
Narh Nasıl Konur?
Sadrıâzam Melek Ahmed Paşa bir ramazan günü İstanbul Efendisini (kadı) ve muhtesip ağayı (belediye başkanı) yanına katıp Unkapanı'na gelir. Bütün Karadeniz reislerini, habbezanları, uncuları nakliyecileri toplar, Varna Köstence, Kili ve Akkirman'da buğdayın kaça alınıp, kaça satıldığını tetkik buyururlar. Badehu 300 dirhem has ekmeğin kaç akçeye mal olacağını hesaplar ve narh koyarlar. (Evliya Çelebi'den) 1665 yılında İstanbul'da bulunan Monsenyör Thevehot, "Türkiye'de her şey bol ve ucuzdur" der, "yeşil meyve ve sebzeler bizdeki gibi mücevher pahasına satılmaz. Satıcıların terazileri her gün kontrol edilir, hileli ve pahalı satanlar derhal cezalandırılırlar. Satıcılar rezil olmamak için fazla fazla tartarlar. İstanbul'da çocuğu bile pazara yollayabilirsiniz. Bu pazarda ve pazarlarda saf ve şaşkınlar bile aldanmaz."  
AHİLİK NASİHATI ( Ustanın Çırağına Nasihati )  • Harama bakma. • Haram yeme. • Haram içme. • Doğru , sabırlı , dayanıklı ol. • Yalan söyleme. • Büyüklerden önce söze başlama. • Kimseyi kandırma. • Kanaatkar ol. • Dünya malına tamah etme. • Yanlış ölçme , eksik tartma. • Kuvvetli ve üstün durumda iken affetmesini , hiddetli iken yumuşak davranmasını bil. • Kendin muhtaç iken bile başkalarına verecek kadar cömert ol.
Kaynak: Osmanlıda ahilik sistemi
Osmanli ve Turk mutfagi | Has ascibasi | Ahmet OZDEMIR

KOORD. HAS AŞÇIBAŞI AHMET ÖZDEMIR & 3 MICHELIN STARS EXC. CHEF PETER GOOSSENS


09/18/2013
Belçikalılar Türkiye 'nin Has Aşçıbaşı Ahmet Özdemir'i dünyaca ünlü 3 Michelin yıldızlı Şefleri ile yan yana koydular...Türkiye-Belçika kültür festivali organizatörleri büyük bir is yaparak Türkiye yi ülke dışında temsil etmiş en ünlü ustalarından olan Has Aşçıbaşı Ahmet Özdemir'i 5 gün boyunca Festivalin mutfak ve restoran organizasyonunu yapması için Belçika'ya getirdiler.
39 yasındaki usta aşçı Türkiye'de sadece televizyonlara çıkarak ünlü olmadı, kendisi farklı ve çok güzel karışımlarında bulucusudur. Son olarak yaptığı topuz kebabı en çok beğenilen ve ilgi çeken yemeklerin başında gelmektedir. Topuz Kebabı'nın kanuni haklarını da alarak elinde bulunduran ünlü şef Ahmet Özdemir Türkiye'nin yanı sıra dünya çapında 'da özellikle Avrupa ülkeleri tarafından ilgi çekmektedir.
Kendisi Amasya'da Merzifon'da çalışmasına rağmen dünya'nın farklı yerlerini gezip ününü yaymaktadır. Farklı dünya ülkelerindeki yaptığı büyük açılışlarla ismi tanınan ünlü asçı sadece restoranlarda değil, Delux otel açılışları ve özel günlerde ve üst düzey katılımcıların bulunduğu organizasyonlarda 'da Türkiye'nin mutfakta 'ki isimdir.Türkiye- Belçika kültür festivali organizatörleri hem hazırlanan yemek malzemelerini tek başına bir araya getiren hem de 74 ev kadınını mutfakta beyninden yaptıkları hazırlıkları ile koordine edebilen bir asçı ile çalışmış olmalarından dolayı çok mutlular ve bu lezzetlerden faydalanmanız için sizleri 'de önümüzdeki günlerde şahane yemeklerden ve Osmanlı şerbetlerden tatmanız için buraya beklemektedirler.
Acaba bu manşet meslektaşlarımız için hak edilmeyen bol madalyalı yarışmalar ve ilgisiz, alakasız, hak edilmeyen sertifikalar, dernekler tarafından verilen başarı belgeleri için ne anlam ifade ediyor? icraat olmaksızın, dünyada kendimizi tanıtamadıktan sonra bütün meslektaşlarımızın boynu madalyalarla dolu olsa, ellerimizi başarı belgeleri ve sertifikalarla doldursanız ne yazar!!! _7 milyar nüfuslu dünyada 75 milyon nüfusumuzun kültürümüzü ve mutfağımızı en iyi şekilde tanıması bizi dünyaya ne kadar tanıtır??? Kendimize gelelim... Boş laflara gerek yok. Görebildiğimiz, tanıtabildiğimiz ve kültürümüzü tanıtabildiğimiz kadar varız. Kendimizi, 1.,2.,3., başından belli  yalandan yarışmalarla, laf olsun diye açılan derneklerle, üste para verilerek kurulmuş federasyonlarla kandırmayalım lütfen...
HABER.SALİH GÜLCAN Belçika..
AHMET ÖZDEMİR'Sonrakı yazım Almanya'da "düsseldorf, köln, Essen, Dörtmund"  Hollanda' da "Rotterdam, Amsterdam,Breda" Belçika 'da " Brüksel, Genk, Anvers, Diest, Ransberg, Limburg, Hasselt" Fransa' da " Paris, Rouven, Lemans, Portiers"  şehirleri  hakkında olacaktır. hepsi  ilgili resimlerle camiaya aktarılacaktır.
Kimse muhalefete kalkışmasın aksi takdirde ezilmeye mahkum olacaktır. Saygıdeğer camiamızın boş laflara karnı toktur. Tek tek restoran isimlerini bile belirtebilecek şekilde gezdim... hiç kimseden maddi ve manevi yardım istemedim, sponsor aramadım, ihtiyacımda yok... Allah rızası için çalışmalarımı ve harcamalarımı Türk ve Osmanlı mutfağına adadım, camiamıza da hediye ediyorum. Laf değil iş üretmeye çalışıyorum. isteyen anlar istemeyen anlamaz, anlayamazda zaten...yazı dizisinin devamı  için lütfen bekleyiniz...
Daha detaylı bilgi için aşağıdaki ilgili web sitesini ziyaret ediniz:
http://www.gundem.be/tr/belcika/ahmet-ozdemir-ascilik-bir-sanattir
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

AKDENIZ’IN İNCISI TÜRK MUTFAĞIMIZIN ÜZERINDE OYNANAN OYUNLARIN FARKINDAMISINIZ_!!!

Tabi modern çağa makina, ekipman ve teknoloji alanlarında uymak durumundayız katılıyorum, lakin sevgili meslektaşlarım özellikle son 5 yıldır mutfaklarımıza soktuğumuz soslarımıza, çeşnilerimize varana kadar Yahudi firmalarının lezzetleri ile onların üreterek karar verdikleri ürünlerin bağımlısı olmuşuz, bu ürünlere de destek vermeye de devam ediyoruz...
Mutfağımızın lezzetleri Bizim elimizin ayarı ile değil de ilgisiz hazır ürünlere endeksliyor!!!  farkında mısınız!!!
Eskiden bizim mutfaklarımıza hazır olarak sadece yağ, salca, şeker, tuz gibi bir kaç kalem malzeme girerdi, hatta bazı firmalar gelirdi hazır ürün satmak için aşçıbaşımızla konuşup ikna etmeye çalışırlardı. Ustamız gurur meselesi yapar ve kovardı o satıcıyı. Kuyruğuna teneke bağlardı adeta gönderirken  – “ben bostan korkuluğu’ muyum burada, yapabileceğim ürününiye senden alayım?  diye”!!! Kesin konuşuyorum 10-15 sene önce , yemeklerimizde kullandığımız ürünlerin %90 ını mutfakta kendimiz üretirdik.(tarhana, soslarımız, ekmek, erişte, turşu, kuru domates, yoğurt, peynir, makarna vs.) şimdi de künefemiz bile Hatay künefe diye dondurucuya girmiş Yunanlı ilgili firma satıyor, iletişim bilgileri ile ayni zamanda da yunanca açıklaması da paketin altında küçücük harflerle yazmışlar... “Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaya başlandı”destekçileri de oynanan oyunun farkında olmadan bizleriz. farkında mısınız!!!
Bu bizim acizliğimiz değil midir?
İlgili Fransız, İtalyan ve Amerikan firmaları ürettikleri  Hazır soslarına kendi ülkelerinde dahi bulamadıkları pazarı Türkiye’de buldular! Yine ayni ülkeler ve markaların Türkiye için özel hazırlanmış ve harmanlanmış baharat karışımları köftelerimizin, fırın yemeklerimizin, ızgaralarımızın vazgeçilmezi ve standart lezzetleri haline gelmedi mi? Ayni şekildeİlgili markaların konseptinde köfte diye bir şey yokken ayni firmalar bizim ülkemiz için “Akçaabat köftesi, İnegöl köftesi vs.” gibi ürünler üreterek marketlerimizde baş köşeye koymuşlar bizde hem evimize hem işyerlerimize kapış kapış alıyoruz.
Ayni markalar bizim geleneklerimize ait çorbalarımızı bile pakete koymuşlar catering işletmelerimizden tutunda irili ufaklı sayısız otellerimize restoranlarımıza varana kadar girmişler, bilinçsiz meslektaşlarımız da kolaylarına geldiği için bu ürünleri kullanıyorlar. Hani ustalık nerde kaldı, bunun sonu nereye varır? Bu şekilde mutfağımızın değerlerini, özelliklerini taşıyan çırakları nasıl  yetiştireceğiz? Mutfağımızın Geleceğine şerk koymaya çalışıyorlar. farkında mısınız!!!
İnternet ve yemek kitaplarında dahi –“şu marka sostan bir kaşık diğer marka özel karışım baharattan iki kaşık atiniz” Diye yazmış bazı meslektaşlarımız. Bu karışımları sen yap kardeşim! bilmiyorsan bırak bilen usta gelip yapsın, sende dön geriye çıraklıktan yenden başla! Gerçi ilgili dernekler ve kurumlar bile üç kuruş sponsorluk ücreti için ayni şeyi yapmıyorlar mı? Hatta düzenledikleri yarışmalarda bile yarışmacı kardeşim ilgili ürünleri kullandığı takdirde +5 ve +15 rakamlarına varan ekstra puanlar vermiyorlar mı?
Akıllı bir insan bindiği dalı keser mi?
Keser efendim keser!!! 20 sene önceki ustasını ayağına getirten ve 10 dakikasını bile ustasına ayırmayıp derdini dinlemeyerek otel lobisinde bir piç gibi bırakan, zevki sefasında üyelerin aidatları ile viski içerken ustasına çay bile söylemeyen nezaketsiz, vefasız, saygısız ilgili başkanlar otel odasında kendisini bekleyen 100 dolarlık kadınlara zaman ayıranlar, bindiği dalı da keserler, mutfağının öz değerlerini de üç kuruşa satarlar. Eğer ki bizim mutfağımızdaki küçük yada büyük bir grubu temsil edenler mutfağımızın da geleceğini düşünerek hareket etsinler titreyerek kendilerine gelsinler...
Tüm camiaya, kamuoyuna  ilgili kişileri uyararak gereksiz bilgileri gerektiğinde açılmak üzere bir tarafa bırakıp ekmeğini yediğimiz mutfağımızdaki bize has lezzetlerimiz üzerinde görevlendirilmiş markalar tarafından uzun vadedeki  oynanan oyunu ihbar ediyorum :
mutfaklarımıza son 5 yıldır hatırı sayılır tonajlarda giren söz konusu hazır ürünler uzun vadede bize özgü gerçek değerlerimizi silerek biz Türk aşçılarını ve Türk mutfağını kendilerinin ürettiği ürünlere indekslenmek amacı taşıdığı gerçeğini görünüz ve önlem aliniz. Bundan 25 yada 30 sene sonra onların ürettiği ürünler olmazsa yetiştirdiğimiz çırakların ustalığı bir ise yaramayacak...
Memleketimin firmaları dururken eriştemizi, mantimizi, Çerkez mantimizi,  İtalyan, bazlamamızı İspanyol, yufka ekmeğimizi, akıtmamızı Fransız, baklava hamurumuzu yunan firmaları satıyor! Benim Maraşlı esnafım dururken Maraş dondurmamızı Maraş dondurması adi altında kendi ülkemizde Fransız firması satıyor, hem de paketin altına da bizim baklavamızı koyarak!!!  aciz olan bu ürünleri alan mı? Satan mı?  Bizim geleneklerimizi bozmak için Gerekirse bu ürünleri 10 sene kar etmeyecekler yada bedavaya verecekler, ama sonra 1 yılda hepsinin acısını çıkartacaklar. Mutfağımızın temsilcileri farkında mısınız!!!
Gelelim farkında olmadan bağımlı hale geldiğimiz diğer konuya
            Türk mutfağı lezzetleri 25-30 seneyi dikkate aldığımızda bizzat ustalarımızın elinden çıkan orijinal lezzetlerdi. Bize ait olan lezzetler. Tadını da tuzunu da baharat çeşitlerini de bizzat saygıdeğer ustalarımız atardı. Yaptığımız yemeklere ustalarımızda bizde ruh verirdik adeta. Oysa simdi mutfağımızın çeşitli lezzetleri yabancı ülkelere ait arkasında mutlaka bir Yahudi bulunan ilgili firmaların paketlerinin içindeki lezzetlere indekslendik. Ana kalemlerde sıcak ve soğuk kullanılan hazır soslar, tatlandırıcılar, çorbalar, tatlı çeşitleri, fırına girecek derecede hazırlanmış ana yemeklerimize varana kadar...! Çoban salatasın da bile Fransız marka kavanozdaki hazır fesleğenli sos tan kullanan aşçı arkadaşım, Kendimize gelelim lütfen. Hazır ürünler bizim geleneksel lezzetlerimiz değildir.
Bu güne kadar nasıl ülkemizde 30 sene önceki hayvancılığı, tarımı, ziraatı, ve birçok alanda üretimimizi bu ülkeler farklı politikaları ile bitirdilerse, Söz konusu ayni alanlarda bizi de kendilerine bağımlı hale getirmişlerdir.
Ayni politikalarla, ayni ülkeler, ayni firmalar hedeflerindeki 30-40 yıllık zaman surecinde mutfağımıza da temelini değiştirmek ve uzun vadede bozmak için el atmış durumdalardır. Türk mutfağına gönül bağı ile bağlanmış saygıdeğer aşçılarımız, aşçıbaşı ve şeflerimizin kendi ellerine özel lezzetlerine sahip çıkıp  yaşatacaklarına inanarak, söz konusu firmaların bu ülkede asla lezzetlerimizi kendilerine endeksleyemeyeceklerini göstereceklerdir.
Madalyalar takarak “mason” regalleri ile yarışma salonlarında kendinizi kasarak dolaşmak ustalık değildir, bu memleketin ustalarını temsil etmek hiç değildir.! Bu milletin başından 1.cisi, 2.cisi, ve 3. cüsü belli olan yarışmalara, boş laflara karni tok, sizlerden  İcraat bekliyor. Bu arada gerçekten icraat yapan ilgili örgütleri de tebrik ediyorum, Allah onlardan razı olsun.
Gerçi büyük usta rahmetli Nejat Uygur tiyatrosunun Cibali karakolu adlı oyunundaki cahil komiser misali kendinizden daha kültürlü bekçi istemeseniz de maalesef bu ülkede sizden daha kültürlü ve sizi takip eden aşçılar, aşçıbaşılar ve şuurlu yönetici şefler var... Kimse boynundaki madalyalara güvenmesin, O madalyalar emin önünde  10 ila 50 lira arasında satılıyor, samimi olmak gerekirse kaç kişi acaba boynundaki madalyaları meslekteki olağanüstü ciddi basarisi ile bağdaştırabilir? İyi niyetli Türk aşçılarının oy vererek bir yerlere getirdiği Herkesi Türk mutfağı adına sorumlu olduğu görevin hakkini vermeye davet ediyorum...
Ben ekmeğini yediğim, sayesinde hayatimi kazandığım Türk mutfağına sahip çıkmaya çalışan, bu alan da uluslararası  ciddi çalışmalarda bulunan “acizane” bir meslektaşınız olarak söz konusu bu hazır ürünlerin işletmem tarafından satın alınmasına müsaade etmiyorum ve mutfağımda da kullanmıyorum. Ülkesine, mutfağına ve milli değerlerine saygı duyan meslektaşlarıma da bu tür ürünleri almamalarını tavsiye ederek, mutfağımızdaki tüm değerlere sahip çıkmalarını “istirham”  ediyorum.
Has Aşçıbaşı  |  Ahmet ÖZDEMİR  | akdenizsef@gmail.com