Hakkımda

Fotoğrafım
Mutfak Danışmanlığı Ve Yiyecek İçecek Danışmanlığında Hizmet Alanlarım... • Yeni Restoran Açacak Olanlar, Tüm Restoranın Sistem Ve Operasyonu (Küçük Açılış Ve Büyük Açılış Min. 6-7 Ay) • Tüm Mutfak Ve Servis Mesleki Eğitimleri • Daha Önce Restoran Açmış Ama İstediği Başarıyı Yakalayamamış Yiyecek Ve İçecek İşletmeleri, • Cazip Fiyatlar İle Hazır Bir Restoran Alarak Konsept Değiştirmek Amacı Taşıyanlar, • Yeni Bir Restoran Alarak Hizmet Kalitesini Yükseltmek İsteyenler, • Uluslararası Standartlara Sahip Butik Oteller • Uluslararası Standartlara Sahip Yıldızlı Oteller • İlk Mutfak Kurulumları • Yiyecek Ve İçecek Menü Tasarımları • Sadece İlgili İşletmeye Özel Patentli Yemekler İsteyenler, • Sadece İlgili İşletmeye Özel Pişirme Teknikleri İsteyenler, • Sadece İlgili İşletmeye Özel Yeni Emsalsiz Yemek Tasarımları İsteyenler, • Sadece O İşletmeye Farkındalık Yaratmak İçin Özel Sunum Teknikleri İsteyenler, • Özel Devlet Yemekleri, • Özel Holding Yönetim Kurulu Yemekleri, Çalışma Konseptim Hangi Mutfaklardır? Osmanlı Saray Mutfağı Eski İstanbul Mutfağı Geleneksel Türk Mutfağı Akdeniz Mutfağı Vejetaryen Mutfağı Anadolu Mutfağı

3 Mayıs 2016 Salı

TÜRKIYE VE OSMANLI MUTFAĞI SIZI ÇAĞIRIYOR..!

*** Çeşitli zamanlarda 60’ a yakın Ülkeyi tüm dünyanın hayranlığı karsısında adaleti ile himaye ederek bünyesinde barındırmış ecdadımızın bize lezzet ve kültür mirası Osmanlı ve Türk mutfağını dünyada layık olduğu yere taşıyabilmek için camiadaki birimleri ve kurumları, tüm saygıdeğer Meslektaşlarımı içinde olduğum bu yarışına davet ediyorum. Ödülümüz icraatlarımızla bu milli görev uğrunda en iyisi Olabilmek Hatta “OLMAK” Olsun ..! ilgili videoyu tamamen kendi resimlerimden bizzat hazırladım özellikle yeni nesil meslektaşlarımızın sonuna kadar izlemelerini tavsiye ederim.
***21. Yüzyılda Ülkemizin Tanıtımında Artık Mutfağımızın tarihi kültürel değerlerine, Türk şeflerine,  uluslararası standartlara sahip restoranlarımıza ve bilinçli işverenlerimize ciddi anlamda büyük ihtiyacı vardır.  Daha mükemmel bir gelecek için Özellikle mutfaklarımızda mesleki tercihini yapan “AŞÇILIK” sanatında kararlı akademik ölçülerle bizden daha profesyonel şekilde yeni yetişen sevgili meslek gönüllüsü kardeşlerimiz için kesinlikle biz Türk şeflerinin  sosyal, kültürel, mesleki açıdan çalışma ve basari örneklerimizi çoğaltmamız, bilgilerimizi her dönemde ve her açıdan personellerimizle paylaşmamız gerekmektedir.
***Dünya kamuoyunda ülkeler, sahip oldukları tarihi kültür değerleri , medeniyetleri, teknolojik ve ekonomik güçlerinin yanında mutfak kültürü ile de değerlendirilmektedir. Bir günde 3 öğün yemek yiyen  insanlar artık farklılık aramaya başlamışlardır. Bizim mutfağımız, tarihi lezzet miraslarımız ve bu alandaki zenginliğimiz ülke tanıtımımıza ciddi katkılar kazandırabileceği bir zamandayız. Özellikle turizm bölgelerinde bu fırsatı saygıdeğer meslektaşlarımız çok iyi değerlendirmelidir.
***Şu an yurdumuzun her bölgesinde bir çok restoran Osmanlı ve Türk mutfağı  olduklarını ısrar etseler de, gerçekte bir çoğu Osmanlı ve Türk mutfağı kültürünü yansıtmamaktadırlar. Özellikle uzak doğu ve Avrupa ülkelerinden gelen misafirlerimiz söz konusu restoranlarda Osmanlı ve Türk mutfağı bulmayı umut ederken yine şaşkınlık verici bir durum olarak kendi mutfaklarının farklı versiyonları ile karşılaşmaktadırlar. Bu üzücü durum onlar için şaşkınlık verici bir an olarak tatil hatıralarda kalmaktadır.
***Oysa bu insanlar tatil için tercih ettikleri bölgenin, kültür, tarih, mimari ve sosyal yaşam itibari ile farklılık değerlerini aramaya gelmiş, ziyaret ettikleri ülkenin konseptlerini keşfetmek arzusu içindelerdir. Yüzyılın dünyaya örnek, yeniden ayağa kalkmış, uluslararası kamuoyunda ciddi roller üstlenen ülkelerinden biri olduğumuz, mevcut kültürümüz, tarihi lezzetlerimiz, çeşitliliğimiz, kalitemiz, ile ülkemizdeki kültür turizmine Türk şefleri olarak daha ciddi katkılar sağlayabiliriz. Bu tanıtım katkısı sadece birimizin değil hepimizin menfaati ve vatandaşlık görevidir.
***Derneklere sadece üye oldukları yada toplantılara katıldıkları için aşçılarımıza herhangi bir başarıya dayalı olmayan madalyalar vermekten vazgeçmeliyiz artık. Unutmayalım son zamanlarda aşçılarımız bilgileri, tecrübeleri, sosyal ve kültürel mesleki zenginlikleri ile değil de hiçbir şekilde bir başarıya dayalı olmayan sayısız madalyaları ile ve yine ayni şekilde aldıkları mutfak duvarlarını süsleyen altın varak çerçeveli sertifika ve yine başarıya dayalı olmayan basari belgeleri ile övünmektedirler..! Sizce gerçek bilgimi yoksa gerçek başarıya dayalı olmayan ödüller mi, hangisi önemli ?
***Özellikle yurt dışına gitmemiş meslektaşlarım için soyluyorum; Gelişmiş ülkelerdeki ilgili aşçı dernekleri ve dergileri Türkiye’deki aşçı derneklerinin madalya, basari belgesi ve sertifika dağıtımı curcunası hakkında üzücü ve dalga geçilir mahiyette hakkımızda boynundaki madalyaların ağırlığından beli eğrilmiş göğsünde Türk bayrağı, ay yıldız armalı kambur aşçı karikatürleri çizmektedirler! Soruyorum size Bir insanın boynunda 15 tane madalyanın ne işi ve ne gereği var, neyi kime ispat etmek istiyorsunuz arkadaş..!
***Bu arada aşçılıkla ilgisi olmayan pazarcıya, eczacıya, şoföre, 50 tl karşılığında madalya verenleri de bir Türk şefi olarak kınıyorum..! Gerçekten bir başarıya dayalı olarak ilgili ödülleri veren dernekleri de  tebrik ediyorum. Ayrıca İlgili televizyon ve mesleki eğitim programlarında; hem bu meslekte duayen şef olduğunu iddia eden hem de yeşil tahtanın üzerinde sağında tavuk, solunda et, ortasında sebze, yine ayni yeşil tahtanın bir kenarında peynir doğrayanları da şiddetle kınıyorum..!
***Ana kalemde bir kaç çeşit makarnaları ile dünyayı sallamaya çalışan başka ülke mutfakları karşısında binlerce kat daha zengin tarihi lezzet miraslarımızı geliştirip dünya kamuoyuna tanıtmak veya farklı çalışmalarla tanıtmaya çalışmak Türk şeflerinin en önemli görevleri arasında olmalıdır. Başka mutfakları öğrenmek ayıp değildir ama keşfedilmesi ve öğrenilmesi gereken öncelikte ekmeğini yediğimiz Osmanlı ve Türk mutfağıdır.
***Diğer bir hususta sanki özel yemeğinin ismini yabancı dillerde adlandırma alışkanlığı almış başını gidiyor memleketimizde! Ben bir Türk vatandaşı ve Türk mutfağı şefi isem yemeğimin ismini Türkçe koymalıyım arkadaş. Ama başka dillerde onu anlatabiliyorsak  bu biz Türk şeflerinin kültür zenginliği olmalıdır. Ülkemizi, kültürümüzü, tarihimi, ulusal benliğimizi sevip değer veriyorsak Yemeklerimizin ismini de kesinlikle Türkçe koymalıyız.
Has aşçıbaşı & executive Chef | Ahmet Özdemir | Osmanlı ve Türk mutfağı

BEN DE TÜRKİYENİN DÜŞMANI OLSAM BU ADAMA ÖDÜLÜN KRALINI VERİRİM

04/05/2016
Düşmanın sana çiçek veriyorsa sende bir PUşTLUK var demektir...!!!
Çüş Orhan Pamuk, Çüş__!!!! 
"bir BALON AYDIN daha" Ben Türkiyenin Düşmanı olsam Ben de Bu Adama Ödülün KRALINI veririm" Haketmiş adam....
Önce bir-iki haftadan buyana hemen her yerde, hattâ ATM’lerde bile reklâmı yapılan, bahsi daha açılır açılmaz hayranlık krizlerine girilen ve yüceltile yüceltile göklere çıkartılan bir romandan aynen aldığım şu paragrafı okuyun:
“...Bir dönem skandal ve cinayet haberlerini öne çıkaran gazeteleri Oidipus ve Rüstem benzeri hikâyelere çok rastladığım için okudum. İstanbul’da iki çeşit hikâye okur tarafından çok seviliyor, ucuz gazetelerde çok yayımlanıyordu. Birincisi; oğlu askerde, hapiste, uzaktayken babanın, genç ve güzel geliniyle yatması, olayı fark eden oğulun babayı öldürmesiydi. Çok işlenen ve sayısız çeşitlemeleri olan ikinci cins cinayet ise, cinsel açlık içindeki oğulun, bir cinnet anında zorla anasıyla yatmasıydı. Bu oğulların bazıları kendilerini durdurmaya ya da cezalandırmaya çalışan babalarını öldürüyordu. Toplum tarafından en çok nefretle karşılanan oğullar bunlardı: Ama toplum onlardan babalarını öldürdükleri için değil, zorla analarıyla yattıkları için nefret ediyor, adlarını bile anmak istemiyordu. Baba katili bu oğulların bazıları bir pisliği temizleyerek nam yapmak isteyen hapishane ağaları, kabadayılar veya kiralık katil adayları tarafından öldürülüyordu. Bu cinayetlere devlet, hapishane yönetimi, gazeteciler, hatta toplum karşı çıkmıyordu...”.
İÇİNİZ KALKTI DEĞİL Mİ?
Okuyanın âsabını lâçka eden, özellikle de “ana-oğul” bahsine gelince artık ikrah ettiren bu ifadeler hangi romanda mı geçiyor?
Başlıktan zaten anlamışsınızdır: Orhan Pamuk’un yere-göğe konamayan son kitabında, “Kırmızı Saçlı Kadın”ın 114. sayfasında!
Tamam, kayınpederin geline tecavüze kalkışması maalesef nadiren de olsa yaşanan hadiselerdir ama bu rezaletlerin haberleri gazetelerde hiçbir şekilde yeralmaz ve yayınlanmamalarının başta gelen sebebi de, yazılmalarının kanunen yasak olmasıdır.
Üstelik aynı yasak sadece bizde değil, birçok Avrupa ülkesinde de mevcuttur. İsmini vermeyeyim, Avrupa’nın en çok okunan yazarlarından birinin birkaç sene önce yayınladığı kitabında benzer bir hadiseyi değil yazması, üstü kapalı biçimde de olsa ima etmesi yüzünden hapse düşmekten son anda kurtulmuş olduğunu edebiyat çevreleri gayet iyi bilirler.
Hele diğer iddia! Çocuk annesine tecavüz edecek, bunu farkeden babasını öldürecek, sonra hapse düşecek, orada öldürülecek, hadise basına aksedecek, gazetelerin üçüncü sayfalarında çarşaf çarşaf yazılacak ve hemen herkes “Herifi gebertmekle aman ne iyi etmişler, ellerine sağlık” diyecekler, İstanbul gazetelerinde bu haberlere sık sık rastlanacak, üstelik okur da bunlara bayılacak!
Neredeyse kırk senelik gazeteciyim, ucuz yahut pahalı hiçbir gazetede “oğulun anası ile yatmasını” ve ardından gelen cinayetler zincirini konu alan tek bir haber bile görmedim; üstelik bu hadiselerin “ucuz gazetelerde çok -Nobelli yazar herhalde ‘sık sık’ demek istiyor- yayınlandığına” da hiç tesadüf etmedim! Gazetelerde böyle bir sapıklıklar silsilesine tesadüf eden varsa buyursun, göstersin!
İŞTE, BÖYLE BİLİNECEĞİZ!
İlgi çekmek ve romanın kurgusunu güçlendirmek maksadıyla yazılan iğrenç bir hayâlin, yani “anaoğul ilişkisi” ve arkasından gelen cinayetler zinciri palavrasının neticesini hayâl edebiliyor musunuz? Bu roman da senelerdir devam eden bildiğimiz pazarlama çabalarının neticesinde mutlaka yabancı dillere tercüme edilecek, yayınlandığı memleketlerde tabîi bol bol reklâmı yapılacak ve yabancı okuyucunun hatırında öncelikle malûm iddia kalacak: Oğulların annelerine tecavüz edip babalarını öldürmelerinin ve hain evlâdın da hapishanede ortadan kaldırılmasının Türkiye’de sık sık rastlanan, sıradan bir hadise olduğu!
Başlıkta kullandığım “Çüş” ibaresi için affınızı rica ediyorum... Aslında daha değişik bir başlık düşünmüştüm ama arkadaşlar “Ana-oğul üzerine kurulu böylesine menfur bir hayâlin başlıkta kullanılması bile yakışıksız olur” dediler ve dolayısı ile “Çüş” ile yetinmek zorunda kaldım.
Ama bu “Çüş”ün yanına arzu ederseniz “Yuh”, “Ohaaaa!” vesaire gibi ünlemler de koyabilirsiniz. “Kırmızı Saçlı Kadın”daki bu utanç verici hayâli yorumlamakta zaten bu ünlemler ile daha nice sıfatlar bile kifayetsiz kalır.
Kaynak: Sn. MURAT BARDAKCI tesekkur ediyorum...

ÖDÜLÜNÜ VERMEK İÇIN HOLLANDA’DAN BELÇIKA’DAKI RESTORANINA GITTILER


Cumhuriyetimizin 90. Yıl kutlamalarına istinaden:

Hollanda’da Yapılan Miss Globe International Güzellik Yarışmasında Derece Alan Hollanda Ve Belçika Güzelleri Beringen de bulunan Hünkâr Osmanlı ve Türk Mutfağın “da Avrupa’da hakkımızda bilinenin aksine mutfağımızın gerçek yüzünü gördüler. Hollanda ve Belçika güzelleri Bu güne kadar Avrupa’da, çoğunlukta döner kebap ve şiş kebap ile tanıdıkları büyük ölçüde 25-40 metrekareden oluşan ve Türk mutfağı diye anılan fast food’ larin yanında gerçek Türk mutfağının hünkârdaki zengin çeşitleri karşısında şaşkınlıklarını gizleyemediler.
Osmanlı ve Türk mutfağının gönül elçisi Dünyaca ünlü has aşçıbaşı Ahmet Özdemir daha önce organizasyon kurulu tarafından davet edildiği Hollanda’da Yapılan Miss Globe International Güzellik Yarışmasına ziyafet ve protokol çalışmalarından dolayı katılamadı. Bunun üzerine kurul Beringen de bulunan Hünkâr Osmanlı ve Türk mutfağına, ülkemizin ve mutfağımızın Avrupa’ya tanıtım aşamasındaki katkılarından dolayı plaketini 20 kişilik bir grupla ve ilgili güzellerle birlikte bizzat restoranına gelerek ünlü Şef Ahmet Özdemir’e takdim ettiler.
Miss Globe International Güzelleri ve Avrupalı işadamları Topuz Kebabın Tadına Vardılar.
Organizasyon kurulu başkanı Bülent Türker , Hollandalı işadamları, ilgili yazılı ve görsel basın kuruluşları görevlileri, Hollanda ve Belçika güzeli ile Birlikte Misafirimiz Olan Grubu kendi kültürümüze uygun Bir Şekilde Ağırladık. Osmanlı Ve Türk Mutfağı İle Birlikte Şerbetlerimiz Hakkında Da Bilgilendirdikten Sonra Tarihi Lezzet Miraslarımızdan porsiyon olarak değil sadece tadımlık lokmalar halinde 40 Çeşit Tattırdım. Topuz Kebapla Beraber 41 Çeşit. 41 Kere Maşallah Diyorum. Yarışma programına katılamadığım için plaketimi Hünkâr Osmanlı ve Türk Mutfağın “da tarafıma teslim eden organizasyon kurulu başkanı Sn. Bülent TURKER beye de ince düşünceleri için ayrıca teşekkür ederim. dedi.
Has aşçıbaşı Ahmet Özdemir:
ülkemizde mutfağımızla ve aşçılık camiası ile ilgili bu kadar çok birim ve kurumların olmasına rağmen, başarılarımıza camiamızdan önce diğer toplulukların sahip çıkarak desteklemeleri ve ödüllendirmeleri şahsım için gurur vericidir. yine camiamızla ilgili ayni birim ve kurumların Avrupa’daki mutfağımızın ve ülkemizin tanıtımı hakkındaki çalışmaları hususunda işlerini ve sorumluluklarını ne kadar büyük bir özenle takip ettikleri de düşündürücüdür. Dedi.
Çalışmalarının Hollanda, Lüksemburg, Almanya ve Fransa’daki programları ile Osmanlı ve Türk mutfağının gönül elçisi olmaya devam edeceğini belirten ünlü şef Özdemir yiyecek ve içecek menusu hakkında da bizleri bilgilendirdi.
Tarihi lezzet miraslarımızdan:
kahvaltılıklar ve çorbalarımız, soğuk başlangıçlarımız, sıcak başlangıçlarımız, salatalarımız, kara fırınımızdan pidelerimiz, ana yemeklerimiz, sadece bize özel patentli yemeklerimiz, balık çeşitlerimiz ve tatlılarımızdan oluşmakta. Mutfağında sadece sade yağ, tereyağı, ve zeytinyağı kullanan Has aşçıbaşı, Ayrıca hazır hiç bir sos yada ürün kullanmadıklarını belirtti.
Tamamen Osmanlı ve Türk mutfağına yakışan yiyeceklerden oluşan her an misafirlerimizin talebine açık Toplamda 140 çeşit yiyecek menusu bulunuyor. köpüklü Yörük ayranı , şalgam suyu ve farklı çeşitlerde mutlulukların paylaşılmasına vesile Osmanlı şerbetlerinin de mevcut olduğu 50 nin üzerinde de içecek menusu ile hizmet veren ve bunun yanında diş kirası kültürünü de Avrupa’da yaşatmaya çalışan Hünkâr Osmanlı ve Türk Mutfağı bölgesinde İtalyan, Akdeniz ve Fransız restoranlarına bile örnek olmaya devam ediyor.
Has Aşçıbaşı | Ahmet ÖZDEMİR | Osmanlı Ve Türk Mutfağı Gönül Elçisi

BAŞARILI OLABILMEK ICIN KOMPLEKSLERIMIZDEN KURTULMALIYIZ_!


01/04/2015
Son zamanlarda yine de kendini beğenmiş, etiket peşinde koşan, oysa yiyecek ekmeğe muhtaç kendini üst seviye görüp dünyaya yukardan bakan, mutfağımızın marka işverenlerine, ülkem insanlarına ve “şef” kardeşlerime, sesleniyorum. Diyeceğim bir kaç çift lafım var. Yarası olana dokunsun sözlerim. Artık elinde hıyar gördüğümüz her yabancının yanına tuzu alıp koşmayalım!
1.                   bizim kendi kültürümüze ait eski İstanbul’da Kasaplarımızdan bir miras olan asırların Arnavut ciğerine  “iğrenç”  dersiniz!  ama Fransız lokantalarında 10 kati paraya şampanya ile “kaz ciğeri” yer hava atarsınız. Esasında para sende kıro sensin!!! Ama farkında değilsin?
2.                   Yedi kat kültüre, dine, dile, ırka binlerce yıl şahitlik yapmış Urfa’ yı Mardin’i, sümene yi, Amasya kral kaya mezarlarını, Ürgüp ve Kapadokya’ daki tarihi bilmezsiniz; “pisa” kulesini görmek için binlerce Euro vererek İtalya’ya gider doğulu olduğunuz için karşılaşacaklarınızı bilmeden “çünkü bütün Avrupa hasetliğinden ve geçmişe dayali eski hesaplardan Türkiye’yi 3. Sınıf ülke olarak görür. Allah muhafaza hastaneye de giderseniz eğer eski kölelik devrinden kalma –ki biliyorsunuz Avrupa bu konuda ünlüdür, bir soru sizi bekler ve kesinlikle kompleksli bir hemşire tarafından sorulur –1-hangi ırktansınız? 2-Batılı yada doğulu musunuz?” hem para öder hem aşağılanırsınız, ve bundan da son derece mutlu olursunuz!
3.                   Tarihi Geçmişimizde sonu asırlara dayanan “sucuğumuz, kokoreç ve pastırmamıza” burun kıvırırsınız  içinde benden başka her şey olan ve ne olduğu da belli olmayan “sosis’i, sofranızdan eksik etmez, “havada kurutulmuş domuz bacağını” yada “ham”e özenerek bakarsınız lüks mağazalarda. Üstüne de sanki uste para vermişler gibi reklamını yaparsınız ücretsiz! Yabancı menşeli frenchising’ lerde sıcak köpek yani “hot dog” yemenin mutluluğunu yaşarsınız. Yakışır yani!!!
4.                   Ülkemizdeki kendilerini büyük yiyecek içecek zinciri olarak ön plana taşıyan ve tanıtan yerli Markalar, Profesyonel şeflerimizi arkalarına alıp yürüyeceklerine, Asgari ücretle çalışan, tost, makarna ve dürüm yapması bilen çıraklarımızı tercih ediyorlar... “Vermeden almak Allaha mahsus” eyy memleketimin Markaları. Büyük ve başarılı olmak istiyorsanız Ülke mutfağımızın saygıdeğer şeflerinin bilgilerinden faydalanın. Acemi şoförle yola çıkılmaz ilk virajda uçurumda bulursunuz kendinizi.
5.                   Bir Meksika yemeği olan ve barbunya benzeri kıymalı kuru fasulyeden yapılan “ chilli con carne” ’ yi finne dinning VIP restoran menüsüne baş köşeye koyarsınız, etli kuru fasulye yiyenide satani’da  aşağılarsınız, hatta yanına soğan kirana da kıro dersiniz!
6.                    “Alanya kızıl kule’ye, galata kulesine, kız kulesine” gitmezsiniz, dünyanın parasını ödeyerek demirden yapılmış rahmetli dedemden daha genç olan Paris eyfel  kulesine gider oradaki görevliler tarafından aşağılanarak milattan önce 600 ‘lü yıllardaki köle zihniyeti ile 500 kişinin arkasına sıraya girergık ınızı çıkarmadan 4 saat bekleyerek ziyaretinizi gerçekleştirir ama dilinizden de düşürmezsiniz, oysa memlekette bir market veya devlet dairesinde 10 dakika beklesiniz sadrazam torunu kesilir binayı birbirine katarsınız…
7.                   Yine ülkemizde burnumuzun dibinde Side’yi, Aspendos’u, apollo yu ve çevresinde bulunan 1000 yılı askın tarihi değerleri bilmezsiniz Yunanistan in aciz, taşra ve tarihimizin yok edildiği adalarında çektiğiniz rezillikleri unutarak dostlarınıza sadece “Yunanistan’a gittik” diyebilmek için anlata anlata bitiremezsiniz. Egonuz yerine geldi mi simdi?
8.                   İngiltere’de eski bir isçi ve köle yemeği olan yanında patates kızartması ve sirke ile (o zamanlar o memlekette ketçap mayonez olmadığı için) gazete kâğıdından  külahların içinde servis edilen fish and cips’i yine fine dinning restoran menülerine koyarak gururlanırsınız ama bizim çiroz umuzu beğenmezsiniz hatta belki bilmezsiniz! Unutmayın bizler o gazete kâğıdından külahlarda 20 sene önce bakkallardan günebakan çekirdeği alıyorduk bardakla, hatırlatırım size!!!
9.                   Bizim kayıtlarımızda demeyeceğim belki inanmazsınız!!! Fransız “Broken” in kayıtlarına göre dünyada ilk defa 15. Yy. da Osmanlı döneminde kesiş dağından getirilen buz ve karlar ile Bursa da ve İstanbul’da  yapılan dondurmayı bilmezsiniz ama ilk defa bizden 200 yıl sonra 17. Yüzyılda Avrupa’da görülen Fransız İtalyan dondurmalarını sanki size üste para vermişler gibi anlatır yüzlerce çeşidini sosları ile birlikte menülerinize koyar başka ülkelerin ürünü imiş gibi karsınızdaki insanlara anlatmaktan mutluluk duyarsınız. Allah rızası için Hiç tarihinize dayalı vicdanınızdan utanmıyor musunuz ? vatana ihanet ile mutfağımıza ihanet arasında ne fark var? Eğer hatırlarsanız bizimde asırların bıçakla, satırla, balta ile kesilen  Maraş dondurmamız var!!!  Bu ne vicdan, bu ne rahatlık, Siz hangi taraftasınız arkadaşlar ?
10.               900 yıldır tokat, Ürgüp, Nevşehir’den Osmanlı döneminde dahi dışarıya gayri Müslümler tarafından satılan şarapları bilmez ve beğenmezsiniz ama ayni ürün ve ayni üzümden yapılan don peryonukarşınızdakine bir tanrı gibi anlatırsınız adeta! Bu arada başarılı insanları “copy-pace” yapıyor diye suçlamaya çalışan kardeşlerim_! Hatırlatırım size –ki “Bir insanın zikri ne ise fikri odur” kendini çok zeki sanan arkadaslar unutmayın ki herkesin yaptıkları ortadadır. “tilkiyi çok akıllı diye tavuk kümesine bekçi yapmazlar.”
11.               Bizim kültürümüz altında yasamış ve yıllarca dost kaldığımız Kürtlerin, Rumların, Süryanilerin ve Ermenilerin bizim kültürümüze kazandırdığı; mezeleri soğuk ve sıcak başlangıçları gidersin yunan mutfağındanmış gibi menülerinize koyar başka ülkelerin mutfak hanesini yazılmasına yardımcı olursunuz!
12.               Binlerce yıllık Çerkez mantımızı ravyoli ile değiştirerek bazlamamızı, Bafra, Karadeniz pidemizi, Konya’nın etli ekmeğini bilmez, yiyenleri de alt seviye insan olarak görürsünüz. Ama menülerinize çeşit çeşit pizzaları koyarak kendinize göre sınıf atladığınızı düşünürsünüz. Siz hangi taraftasınız?  Acaba menümüze koyduğunuz yemeklerimizin ismini yabancı dillerde söylediğiniz yada yazdığınız zaman o yemek daha mi lezzetli oluyor ?
13.               Bizim eriştemizi, oğmac’ ımızı, darı aşını, bazlamamızı, cızlama’ mızı bilmez, İtalya’ya makarna kursları düzenler ve hatta gruplar kurarak binlerce Euro öder makarna yapmaya gidersiniz.! Gidene mi yanayım, harcanılan paraya mi, yoksa götürenlerimi isyan edeyim ? ayrıca bu kursları düzenleyen Osmanlı ve Türk mutfağına hizmette bulunduğunu iddia eden ülkemizdeki dernek, federasyon gibi resmi kurumlar…!!!
14.               Türkiye 70 milyon, dünya 7 milyar.! Her şey bizim kültürümüzden ibaret değil elbette ama hangimiz bunun farkında? Usa ya göre 194 ama gerçekte 224 ülke var dünyada. Dinler, diller, insanlar, ırklar ve kültürler...
Doktor hastasının hastalığını bilmeden onu tedavi edemez. Biz önce kendimizdeki tarihi lezzet miraslarımızı, mutfak hazinemizi öğrenmemiz lazım ki mutfağımızdaki hastalığa tedavi koyabilelim.  Biz bize ait olanı bilmezsek dümensiz bir gemi misali her rüzgârda farklı bir limana gideriz yada kayalıklara çarpar denizin dibini buluruz. Önce bize ait olanı bilmemiz ve öğrenmemiz gerekiyor..! 
Unutmayınıki Asil Azmaz, Bal Kokmaz. Kokarsa Yağ Kokar, Çünkü Aslı Ayrandır.
15.                Osmanlı ve Türk mutfağına hizmet verdiğini, bu konuda çalışmalar yaparak otorite olduğunu iddia eden arkadaşlar sözüm sizedir;
Bizim mutfağımız “Fransa Paris’te” alanında kaliteli ve ünlü bir restorana oturarak gurme olduğunu iddia eden ama acizliği bütün profesyonellerce gözüken ama o ahmak ki bunun farkında olmayan devlet televizyonu yapımcısı ile oturuyorlar.
kardeşim Osmanlı ve Türk mutfağını konuşuyorsunuz ama Fransız lokantasında oturuyorsunuz!  Yok muydu yani o bölgede bir Türk lokantası? yine bizim mutfağımızı konuşuyorsunuz ama pizza, kanaloni, lazanya, peeni, istiridye, ve portakallı ördek yiyip şampanya içiyorsunuz! 
16.               Bizim mutfağımızı konuştuğunuz için söylüyorum sadece acaba diyorum bizim mutfağımızı konuşurken acizane ülkemize ait yöresel pidelerimizden, Arnavut, Edirne ciğerimizden, eriştemizden, tandırımızdan, cızlamamız dan, şalgam suyu ve ayranımızdan, sarmamızdan, dolmamızdan, kuru yufkamız, keşkeğimizden yada keklik dolmamızdan bahsetseydiniz daha iyi olmaz miydi.? Esasında bırakın tereyağlı bazlamayı, tortilya ekmeği bile çok size!!!
17.               Kendinize ve konsept çizginize saygınız olsun biraz. Kime hizmet ediyorsunuz? Amacınız nedir? Bu ülkenin mutfağından yemek yiyip ailelerinizi geçindiriyorsunuz, yarışma’ larda mason legalleri ve madalyalar takarak ile göğsünüzü kabartıyorsunuz, Osmanlı ve Türk mutfağı menusu yapıyorsunuz danışman olarak,  yaptığınız menünün %60 ı yabancı, %30 u  uydurma %10 inandırıcı_!!!! Yapmayın kardeşim! Yapmayın! ingilizce türkce menü yapıyorsunuz ama menünün “Türkce bölümündeki” yemeklerin isminin %70’ i ingilizce kelimeler, ingilizce bölümü zaten ingilizce! açıp bakin menülerinize! Bırakın bilenler yapsın bu işi...
            Biz, bize faydalı olmamız lazım, başkalarına değil. Biz önce bizi ve mutfağımızı, tarihimizi  bilmemiz lazım. 4 çeşit makarna bildiği için piyasaya “SEF” olarak çıkan ve gerçek şefleri almış oldukları maaş ile mağdur ve issiz bırakan genç arkadaşlar...  Altın piştikçe değer kazanır. Ustalarınızın yanında biraz daha pişin ve kendinizi  daha büyük uluslararası başarılara hazırlayın. Zaman zaman duyuyorum 5000 lira maaşla çalışan kendi şefinin, ustasının yerini 2500 lira maaşla ustasına hainlikle devralan kardeşlerimiz!
            Mesleğimizde her şeyden önce ahlak ve saygı gelir.  Her türlü bilgi eksikliği giderilir ama karakter eksikliği giderilemez...
            “sende bir yumurta var, bende bir yumurta var. Ben yumurtamı sana vereyim, sen yumurtanı bana ver. Şimdi sende de bir yumurta var bende de bir yumurta var. Ama bende bir bilgi var sende bir bilgi var. Ben bilgimi sana vereyim sen bilgini bana ver... Ne oldu?
ikimizde kazandık!  “Şimdi Sende İki Bilgi Var Ben De İki Bilgi Var.  Bilgi paylaştıkça artar. Mutfak geçmişimiz ve tarihimiz hakkındaki bilgileri paylaştığımız takdirde ülkemize ve mutfağımıza daha faydalı olabileceğimizi düşünüyorum. Bu bir hizmet yarışıdır ve mutfağımıza hizmet eden ve katkıda bulunan herkesten Allah razı olsun. Şimdiden sevgili okurlarıma, yakın ilgilerine teşekkür eder çalışmalarınızda sonsuz başarılar dilerim...
sosyal aglardaki paylasimlarim :
Koordinatör “Has Aşçıbaşı” & Exc. Chef Ahmet Özdemir | Osmanlı Ve Türk Mutfağı dünya gönül elçisi | akdenizsef@gmail.com

HAS AŞÇIBAŞI YİNE AÇTI..! | GÜNDEM - BELÇIKA

Boğaz'a yeni bir lüks butik otel geldi. Genç kadın girişimci Selda Uluğ'un hayata geçirdiği Su Merdum Boutique Hotel, Beylerbeyi'nde hizmete girdi. Adını Farsça'da gözbebeği anlamına gelen Merdum kelimesinden alan 13 lüks odalı otel 15 milyon dolara mal oldu.
İstanbul'da Boğaz hattında sayıları giderek artan lüks butik otellere bir yenisi daha eklendi. Genç kadın girişimci Selda Uluğ'un projesi olan Su Merdum Boutique Hotel, Anadolu Yakası'nda hizmete girdi. Beylerbeyi'nde yer alan ve toplam 13 odası bulunan otel için yaklaşık 15 milyon dolarlık yatırım yapıldı. Otelde konaklama fiyatları 300 Euro ile 2.000 Euro arasında değişiyor. Sakine Hanım Köşkü'nün restore edilmesiyle hayata geçirilen proje Osmanlı esintileri taşıyor. 

Tarihi dokuya sadık kalınarak restore edilen köşk, Neo-Osmanlı tarzında dekore edildi. Odalardaki altın kaplamalı muslukları ile dikkat çeken otelde kullanılan avizeler kristal. Otelin duvarlarını süsleyen tablolar ile diğer bazı aksesuarlar da Fransa'dan getirtildi. Tarihi ağaçlarla çevrili bahçesi 1.5 dönüm içinde olan otelde açık yüzme havuzu da bulunuyor. Otel bünyesinde SPA hizmeti de veriliyor. 

ACILIS KOKTEYLI, SERVIS VE MUTFAK SISTEMLERI, PERSONEL EGITIMLERI “KOORD. HAS ASCIBASIMIZ AHMET OZDEMIR’DEN”
Has aşçıbaşı Ahmet Özdemir; Mesleki hayatında bu güne kadar sadece kendi imkânları dahilinde Osmanlı ve Türk mutfağının gönül elçisi olarak; 3 kıta, 17 ülke ve 101 şehir dolaşarak 261.000 km kat etti. 16 ulusal yerli ve yabancı televizyon kanalına mesleki sunum yaptı, 146 yerli ve yabancı, gazete ve dergi de yazılı haberi çıktı, 11 makale, 114 mesleki ve turizm ile ilgili köşe yazısı yazdı. İngilizce, Almanca, İspanyolca ve İtalyanca bilen Özdemir Meslekteki serüveninde 26. yılını geride bıraktı.
Bugüne kadar Dünyada; Türkiye’de 8 ayrı Delux tatil köyü ve 5 yıldızlı otel, İngiltere’de 2, Amerika da 12, Türkiye’de 3, Belçika’da 1 olmak üzere Uluslararası mutfaklar üzerine toplam bütçesi 2 milyon ile 8 milyon dolar arasında değişen 18 vip Fine Dining Restoranın ilk açılışlarını gerçekleştirerek yeni şefler yetiştirip görevi onlara devretti.
Son 11 yılını Uluslararası standartlara sahip; Avrupa, Asya ülkeleri ve ABD’deki çalışmaları arasında Washington Dc, Cenevre, Londra, Kuala Lumpur, New York, Ohio, Brüksel, Beringen, Rotterdam, California, Berlin, Viyana, Virginia, Boston ve Florida eyaletleri ve dünyanın birçok ünlü şehrinde Fine Dining restoranların, 5 yıldızlı oteller ve Delux tatil köylerinin özel kontratlar ile talebe göre; 4 yada 8 haftalık, 6 aylık ve 1 yıl süreli eğitimler vererek büyük açılışlarını gerçekleştirdi.
Tüm mutfak, Servis ve alacar-te bölümlerinin standartları taşımak amacıyla yiyecek ve içecek menülerini yaparak reçetelerini oluşturur. Akdeniz, Osmanlı, Türk, Amerikan ve İtalyan mutfakları üzerine ve şehir içi otelcilik, sezonluk turizm, banquet, protokol, ziyafet ile ilgili işletmelere Hizmeti devam ettirecek mevcut mutfak ve servis personellerini kısa sureli eğitimlerle profesyonel hale getirip yeni şefleri yetiştirerek hizmeti onlara devretti..
Turizmde yüksek uluslararası deneyimi olan ünlü şef Ahmet ÖZDEMİR, Amasya Merzifon`da Bedesten Osmanlı Mutfağının “http://www.bedestenosmanli.com”  açılışını da gerçekleştirip dünyaya tanıtarak 400 yıllık Osmanlıya ait tarihi bir binayı da insanların hizmetine sundu ve hemen arkasından Belçika Beringen ‘de  “http://www.hunkar.eu” Avrupa’ya örnek Hünkâr Osmanlı ve Türk Mutfağını da başta patentli yemeklerinden topuz kebabı ve saltanat sahanı olmak üzere kendi kimliğine uygun yine sahsına münhasır essiz lezzetlerle ve bizzat hissedarı olarak gurbetçilerimize bu heyecanı yaşattı.
Son olarak ise Japonya’daki 2.8 milyon dolarlık sır gibi sakladığı projesinin ilgili kurumlardaki 3. Ve son kurul tarafından onaylanmasını beklerken İstanbul’da tamamen Osmanlı mimarisine sahip tarihi köşkühttp://sumerdum.com  Su Merdum Butique Hoteli ve ayni zamanda Osmanlı restoranını hizmete açarak İstanbul’a kazandırmanın mutluluğunu yaşıyor.
Sefin ilgili sosyal sitesi:
 “KOORD. HAS ASCIBASIMIZ “AHMET OZDEMIR” İLE SÖYLEŞİMİZDE;
 “Tüm dostlarıma Teşekkür ederim. çok güzel bir açılış kokteyli oldu. Allaha bin şükür gereğini yeni yetiştireceğim ekibimle birlikte misafirlerimizin dediklerine göre yerine getirdik. işletme genel müdürü Sn. Mehmet R. Korkmaz bey ile çalışmanın çok zevkli olduğunu belirtmek isterim. İstanbul’a yeni bir hareket geleceği kesin, bilgi ve tecrübelerim dahilinde alanımda ülke turizmimize elimden gelen katkıyı sağlamaya mecburum.  Bu vesile ile Su Merdum Butique Hotel’i konseptine, manevi değerine ve kendisine güvenen insanların sorumluluğunu da dikkate alarak her yönü ile Türkiye’de örnek alınması gereken bir marka yapmak için elimden geleni yapacağım. Allah herkesin gönlüne göre versin diyorum. Servis ve Mutfak personel eğitimleri, menü çalışmaları, hotel çalışma sistemi ve aktivite program hazırlıkları bitene kadar istanbuldayim."4 yada 5 aylık sure zarfında İstanbul’da çalışmalarına devam edecek” dedi.
YENİ OTEL PROJELERİ GELECEK

İnşaat sektörün iddialı firmalarından Otyum İnşaat'ın da sahibi olan Selda Uluğ, Su Merdum Boutique Hotel projesiyle turizm sektörüne adım atmış olacak. Selda Uluğ, otelin 2.5 yıllık bir yatırım sürecinden sonra hizmete girdiğini belirterek, dekorasyonla bizzat ilgilendiğini söyledi. "Bu otel benim gözbebeğim" diyen Uluğ, SU 'nun Selda Uluğ'un baş harfleri olduğuna, Merdum'un da Farsça'da gözbebeği anlamına geldiğine dikkat çekti. Bu projenin başlangıç olduğunu belirten Uluğ, yeni otel projelerinin devam edeceğini kaydetti. 

HEDEF ZİNCİRLEŞMEK

Otelcilik alanında zincirleşme hedefi olduğunu ifade eden Uluğ, yeni projelerle ilgili şu bilgileri verdi: "Balat, Gayrettepe ve Kavacık'da yerlerimiz var. Son dönemin popüler semti Karaköy'de de yer araştırıyoruz. Bu yerlerde de otel projelerimiz olacak. Kavacık'ta içinde alışveriş merkezi de olan bir otel planlıyoruz. Gayrettepe'de 150-200 odalı residans tarzı bir proje hedefimiz var. Balat'taki butik bir proje olarak. Yani otelcilikte zincir olmayı hedefliyoruz."

OSMANLI SARAYI ESİNTİLERİ.

Su Merdum'un her kesime açık olduklarını vurgulayan Uluğ, ana hedef kitlelerinin ise Arap, Azeri, Rus ve Avrupalı işadamları olduğunu ifade eden Uluğ, otelde VIP hizmet sunduklarını dile getirdi. "Amacımız İstanbul'da bulunan yerli ve yabancı turistlere, işadamlarına, firma toplantılarına hizmet vermek ve sektörde öncü olmak" diyen Uluğ, sözlerini şöyle sürdürdü: "Tarihte bir gezintiye çıkmış gibi Osmanlı ihtişamını hissedeceğiniz ve Osmanlı sultanlarının adını taşıyan 13 lüks odaya sahip Su Merdum Boutique Hotel misafirlerine 7-24 kalite odaklı hizmet sunuyor. Misafirlerin her türlü ihtiyacı ve konforu düşünülerek hazılanan odalarda; jakuzi, özel kasa, özel güvenlik sistemi, Led TV, Sattelite uydu yayını ve ücretsiz Wi-fi hizmeti bulunuyor. Ön bölümü hareketli, altı masalık dizaynı ile Terrace by Merdum bölümünde Boğaz'ın silüeti izlenebilir. Su Merdum Boutique Hotel' e karadan ulaşım yanında, özel iskelesinden tekne ile denizden de ulaşım kolaylığı da sunuyoruz.."
gundem.be
gundem.be
gundem.be
gundem.be

HAS AŞÇIBAŞI AHMET ÖZDEMİR, OSMANLI MUTFAĞINA YÖN VERIYOR.

Has Aşçıbaşı Ahmet ÖZDEMİR, Osmanlı Mutfağına Yön Veriyor.
Kısa sürede Merzifonluların vazgeçemediği lezzet durakları listesinde birinci sırayı alan Bedesten Osmanlı Mutfağının başarılı HAS Aşçıbaşı’ sı (exc.Chef) Ahmet Özdemir ile lezzetli bir röportaj gerçekleştirdik. Farklı tatlarıyla ayrıcalığını ortaya koyan Ahmet Özdemir’i, bunun da ötesinde Bedesten Osmanlı Mutfağının eşsiz menüsünü daha yakından tanıyacaksınız. Aslen Gazipaşalı ama Alanya’da büyüyen Özdemir, bu işte en başından beri çekirdekten yetişmiş bir usta. Daha 19 yaşında aşçıbaşı ünvanını kazanan ve kısa sürede birçok başarılı organizasyonlara imza atan Özdemir, Bedesten Osmanlı Mutfağı markasının, Merzifon’da ilk şubesinin açılışını yaptığı gibi sistemini kurup servis ve mutfak personellerine eğitimlerini veren kişi. İngiltere’de 3, ABD’de 12, Türkiye’de 2 restoran açılışı gerçekleştiren Özdemir’in, son olarak ta Merzifon’da 18. açılışını gerçekleştirdiği VIP restoranı Bedesten Osmanlı Mutfağı oldu.

Aynı zamanda açmış olduğu restoranlar içerisinde kendi tabiriyle en az maliyetli olanı, ama en güzelinin de, yapı ve sıcaklık itibari ile Bedesten Osmanlı Restoranı olduğunu söylüyor. Her açtığı restoranda birçok profesyonel mutfak şefi yetiştiren Özdemir’in yetiştirdiği şefleri de şu anda dünyanın sayılı restoranlarında bas aşçı (exc.Chef) olarak görev yapıyorlar. On parmağında on marifet olan başarılı aşçıbaşı Özdemir, Osmanlı Mutfağının dünyada sağlam bir zemine oturabilmesi için birçok şef yetiştirmeye devam edeceğini belirtiyor. Son 9 yıldır İngiltere ve ABD’de çalışan Özdemir, Türkiye’ye 21 ay önce Ankara’da büyük bir fine dining restoranın en baştan menülerini reçetelere dayalı hazırlayıp, mutfak ve servis kadrosunu oluşturarak hizmete açmak amacıyla gelmiş. Ankara’dan sonra Merzifon’a gelme sebebinde ise böyle tarihi bir binayı kendi kimliğine uygun, Merzifon halkına yakışan bir işletme olarak uluslararası standartlarda ve kalitede hizmete geçirmek olduğunu söylüyor. Merzifon’daki restoran açılışında da hiç bir zaman maddi düşünceler içerisinde olmamış. Hizmete açacak olduğu işletmenin tarihi değerler taşımasının yanı sıra aynı zamanda bölgede bir ilkin gerçekleştirilmesi ve hizmete açtıktan sonrada yörede örnek bir uluslararası Osmanlı Mutfağı konseptinde restoran olması, bu şehre gelmesine vesile olmuş. Tabi bu standartlardaki bir işletmeyi hizmete açmak öyle kolay da olmamış.

Bölgede kalifiye garson ve aşçı konusunda çok büyük sıkıntı yasamış. İstediği personeli bulamayacağını anlayınca da mevcut personelleri 2 ay boyunca eğitim vererek yetiştirmiş. Yani hem maaş ödemişler, hem eğitmişler.:) İhtiyaç duyulan malzemeleri çevre illerden temin etmişler. Mevcut bazı esnaflara da bulundurması gereken malzemeleri ve bunları nereden temin edebileceklerini söylemiş. Özellikle Merzifon halkı tarafından işletmeyi hizmete açtıktan sonra görmüş olduğu ilgi ve alaka kendisini çok memnun etmiş: “Gördüğümüz ilgi ve alaka bize daha da mutluluk daha da güç verdi, bütün yorgunluğumuz kayboldu” diyor Ahmet Şef ve ekliyor hemen; “Başarının getirdiği yorgunluğun ardından para mal, mülk veya herhangi bir eşya kazanmak yürekten alınan bir teşekkür kadar insanı mutlu edemez!”

Ahmet Özdemir kimdir?
1974 Alanya doğumluyum. Devlet memuru bir ailenin 4. ve son çocuğu olarak dünyaya geldim. İlk ve orta eğitimimi Oba ilk okulunda bitirip, sonra Alanya İmam Hatip Lisesinde orta okulu Takdir’le bitirmeme rağmen, lise 1. sınıftan ayrılarak; 1988 yılında mesleki hayatıma Türkiye’nin incisi Antalya’da başladım. 1992-2004 yılları arasında Hotel Antalya Dedeman, İstanbul Çırağan Sarayı ve yine İstanbul Conrad Hilton’da tam zamanlı mutfak ve servis departmanlarında çalışarak mesleki tecrübelerimi geliştirdim. Tabi referanslarım arasında böyle büyük uluslar arası tesisler oluncaprofesyonel kariyerimde yükselmem zor olmadı. Bununla beraber Exc.Chef olarak 5 yıldızlı delux otel ve tatil köylerinin özellikle açılışlarda aranılan mutfaklar koordinatörü oldum. Türkiye’deki son dört yılımı yine Antalya’da (5 yıldızlı-toplam 4100 yatak kapasitesine sahip) 3 ayrı Delux tatil köyünün koor. exc.Chef’i (koordinatör aşçıbaşı) olarak tamamladım. Tabi bu kadar başarının arkasından gelen yurt dışı çalışma tekliflerine de hayır diyemedim. Yurt dışındaki çalışmalarım arasında Londra, Cambridge, Washington Dc, New York, Ohio, California, Virginia, Boston, Miami, Chicago, Baco raton, Palm beach, Atlanta, Las vegas, California ve Texas şehirlerinde 4 ya da 8 haftalık kısa süreli özel kontrat ile Akdeniz, Amerikan ve İtalyan mutfakları üzerine büyük restoranlara eğitimler verip, menülerini düzenleyerek, reçetelerini hazırladım ve açılışlarını yapıp sistemlerini kurarak çalışır hale getirdim. İngilizce, Almanca, İspanyolca ve İtalyanca biliyorum. Meslekteki serüvenimde 24. yılımı geride bıraktım.

Bölge Halkı ve Merzifonlular Osmanlı Mutfağına Nasıl Bakıyorlar, Alışabildiler mi?

Restoranımıza olan ilgi beklentilerimizin çok üzerinde oldu. Merzifon’a ilk geldiğimiz zaman Merzifon halkının Osmanlı Mutfak kültürünü anlamayacaklarını söylemişlerdi. Ama şuanda rezervasyon sistemi ile çalışıyoruz. Rezervasyon sistemimiz % 95 dolu. Ramazan’da 30 gün 170 kişiye aynı anda yemek verdik. İnsanlar iftarda sofraya oturduktan sonra sırasıyla çorba, soğuk başlangıç, ara sıcak, salata, ana yemek ve son olarak ta tatlılarının masalarına konduğu zaman şaşırıyorlar. Yarım saat içerisinde herkes çayını içmiş oluyor. Hatta bazı misafirlerimiz bana; “Ustam bizim geçen yılki iftar programında ………restoranında menü de sadece 3 çeşit olmasına rağmen ana yemeğimizi teravih ezanında yemiştik!!!” diyor. Oysa ki biz iftar menülerimizde 3 çeşit değil, 5 ayrı seçenekli menü ve 1 menüde 6 ayrı çeşit verdik ve herkese aynı standartlarda hizmet sunduk. Bunun için şaşırıyorlar. Bu nedenle mutfağa kadar gelerek bana teşekkür ediyorlar.

Kısa Süre Önce Faaliyete Başlamanıza Rağmen Restoranın Bu Kadar Çok İlgi Görmesini Neye Bağlıyorsunuz?

Çok para kazanmak için büyük gruplar alarak ve onlara da yemek yetiştirememek, yemeğimiz bitti başka yemek verelim demek, yemek yemeden restorandan ayrılmalarına izin vermek, grup sahibine de savunma olarak, “Olur böyle şeyler” demek doğru değildir. Sizi tercih eden misafirleri mutlu etmek zorundasınız. İşini yapamayan diğer restoranlara tavsiyem özel günlere yönelik olarak pratiklik, sunum, maliyet, servis kolaylığı, çoğunluğun tercih ettiği, sıcak olarak tutulabilecek yemekleri kapsayan unsurların tamamını aynı anda düşünerek özel menüler yapmalarıdır. Normal alakart menüleriyle özel günlerde kalabalık gruplara hizmet vermemelidirler. Ağırlayabilecekleri kadar misafir almalılar, servis ve mutfak kadrosuyla alt yapısını düşünerek hareket etmelidirler. Böylece hem kendileri hem de misafirleri mutlu olacaklardır. Çünkü biz onlarında çok iyi iş yapmasını isteriz. Çünkü biz bölgede konsept itibari ile birileri bize rakip olabilecek düşüncesiyle hareket etmiyoruz. Yaptığımız her şeyi başkalarına da örnek olsun diye düşünüyoruz. Keşke birileri gelip konu hakkında bizden yardım istese, bizde yardım etsek. Amasya ve Merzifon halkı da kazansa da, bölge daha çok kaliteli restoranlara kavuşsa. Bizde bölge halkı ile birlikte örnek olduğumuz için kazanarak mutlu oluruz.


Özel Yemekleriniz Nelerdir ve Bedesten Osmanlı Mutfağını Nasıl Tanımlarsınız?

Topuz Kebabı ® ve Saltanat Sahanı ® patenti bana ait olmak üzere benim Osmanlı ve Türk Mutfağına kullanım izni alınmak kaydıyla hediye etmiş olduğum özel bir yemeklerimdir. Bunun dışında Keklik Dolması, Güverti Çorbası, İç Pilavı özel yemeklerimiz arasındadır. Tabi bu arada yüzyıllardır unutulmuş tarihi lezzet mirasımız Şerbet ve Şuruplarımızı da unutmamak lazım. Bedesten Osmanlı Mutfağı kendi kategorisinde uluslararası standartlara sahip bir restoran statüsündedir. Personelin de uluslararası standartlara sahip olmalarını sağlamak için eğitimlerini sürdürüyoruz. Hem küçük açılışımızı hem de büyük açılışımızı yapmış bir restoranız. Açıklamak gerekirse uluslar arası restoranlar ilk 6 ayında mevcut açılış menüleri ile hizmet ederler ve misafirlerini dinleyerek not ederler. Daha sonra müdavimlerinin yapıcı eleştirilerini dikkate alarak ve gördükleri eksikliklerini giderip yeni ve eksiksiz menülerini ortaya koyarlar. Biz yeni menümüzü de yapmış durumdayız. Biz işimize verdiğimiz önemden dolayı bölge halkına ve mevcut misafirlerimize hissettiğimiz saygıyla açılışımızdan itibaren hizmet çıtamızı koyduğumuz yerden daha da yukarıya taşımak zorundayız. Bölgede örnek bir işletme olduğumuza göre buna mecbur olduğumuzu düşünüyoruz.

Restorana Gelen İnsanlar Merzifon’a Özgü Bir Şeyler Bulabilecekler mi?

Öncelikle biz yöresel yemekler yapan bir restoran değiliz. Biz Osmanlı mutfağıyız. Osmanlı Mutfağı lezzetini yörenin damak tadıyla buluşturduk. Bölge halkının damak tadına göre kaybolmaya yüz tutmuş yemekleri tercih ettik. Ama döner veya pide gibi yemekleri koymadık menümüze. Bunu yapan meslektaşlarımız ve yöre esnafı zaten en iyi şekilde yapıyorlar. Onlara da işlerindeki başarılarından ve yöresel yemeklerinden dolayı buradan teşekkür ederim. Benim işim Merzifon’da olmayanı Merzifon’a taşımak, bilinmeyen lezzetlerle ve yeniliklerle insanları tanıştırmak. Tabi ki menüyü oluştururken dikkat ettiğim değerler arasında tarihi mozaiğimiz, inançlarımız, Helal kültürümüze göre hareket ettim. Bundan 100-400 sene öncesine bakacak olursak Osmanlılarda etli kavun dolması, pekmezli kıymalı ayva dolması, kaysı tarçın karanfil ve tavuktan oluşan mahmudiyye, yine Kayısılı erikli ve yeşil domatesli kuzu dolması, bulgur kereviz ve soğanla doldurulmuş fırında elma dolması gibi yemekler yenmiş. Şuanda elbette ki bu tatları günümüzde seven insanlar olsa da bu oran çok küçük bir azınlıkta kalır Biz Bedesten Osmanlı Mutfağı olarak bölgemizdeki çoğunluğu dikkate aldık. Gerçek bir Osmanlı Mutfağı tabanına inecek olursak, binlerce çeşit yemekler içeriyor ve bölge bölge bu tatlar değişiyor. Bugün bir Trakya, Ege ve Karadeniz mutfağı arasında dağlar kadar fark var. Biz burada dünyaya hükmetmiş 27 ayrı ülkeyi bünyesinde barındırarak, idare etmiş bir imparatorluğun menüsünü 120 çeşitle sınırlandırdık. Ama benmarimizde her gün değişmek kaydıyla 12 çeşit yemek çıkarmaktayız.

Osmanlı Mutfağı Menüsüne Yabancı mıyız?

Osmanlı Mutfağındaki yemeklerin %40’ını mevcut evlerimizde ve restoran mutfaklarımızda kullanıyoruz. Nasıl doğa ve hayvanlar evrim geçiriyorsa, mutfaklarda evrim geçirir. Bunun sebebi insanlar 150 sene önceki dedelerinden kalan taşınmaz miraslara sahip çıksalar da atalarının damak tadı mirasına sahip çıkmaları biraz zor olsa gerek. Her ne kadar Osmanlı Mutfağında zamanında meyveli kuzular, etli kavunlar, bulgurlu elma dolmaları ve kıymalı ayva dolmaları gibi yemekler olsa da artık bu tatlar günümüzde insanlar tarafından evrim geçirememiş tatlar olarak kalıyor. Yeni ihtiyaçların doğmasına paralel olarak üretilen damak lezzetleri çoğunluğun tercihi oluyor.

Menüdeki Çeşitlerinizden Bahsedebilir misiniz?

Kahvaltımız 30 çeşitten oluşuyor. 2’si tarihimizden miras, 3’ü özel olmak üzere 5 çeşit çorbamız var. Anadolu’nun her yöresinden soğuk başlangıçlarımız ve zeytinyağlılarımız 16 çeşit. Saray sofralarımızda tüketilmiş ara sıcaklarımız 13 çeşit. Padişahlarımızın olmazsa olmaz salataları 14 çeşit,
Tarihimize ait kaybolmaya yüz tutmuş özel Osmanlı yemeklerinden 12 çeşit menümüz de bulunuyor. Öğle yemeklerinde fazla vakti olmayan memur ve özel şirketlerde çalışan misafirlerimiz için benmarimizden hazır et ve sebze yemekleri 12 çeşit. Ege ve Akdeniz’den son derece hijyenik soğutmalı sistemlerle getirtmiş olduğumuz balıklarımızdan 8 çeşit. Yine Saray ziyafetlerinde sofraların vazgeçilmezi Osmanlı tatlılarından 10 çeşit. Toplamda menümüzde 120 çeşit var. Türkiye’nin İstanbul ve Ankara şehirleri de dahil olmak üzere en geniş kapsamlı Osmanlı mutfağı konseptindeki Restoranı Merzifon’da Bedesten Osmanlı Mutfağı adı altında sizlerin hizmetine sunduk. Böyle bir restoranda ayrı ayrı vejetaryen ve çocuk menüsü olması gerekirken biz menüdeki çeşitlerin başına koyduğumuz 4 işaret harfi ile bunu tek menüye düşürdük. Yani bir yemeğin başında V harfi varsa vejetaryenler yiyebilir.! C harfi varsa çocuklarda yiyebilir ! Aşçı şapkası varsa şefin tavsiyesi olarak insanlara aşıladık. Fotoğraf makinesi işareti varsa en son sayfada resmi vardır seklinde. Onları da düşünmüş olmamız hoşlarına gitti ve teşekkür ettiler. Misafir portföyümüzde öyle farklı müdavimlerimiz var ki menüyü, mimarimizi, sahip olduğumuz tarihi dokuyu, yemeklerimizi, şerbetlerimizi büyük bir heyecan ve merakla saatlerce konuşmak istiyorlar. Bizde elimizden geldiği kadarıyla kendilerini aydınlatmaya çalışıyoruz. Bütün çeşitlerimizi misafirlerimiz hayranlıkla bir gurme edasında inceliyor. Ama menümüz içeresinde hoşlanmadıkları yemeklerde olabiliyor. Bize gelen her misafiri mutlu uğurlamadığımız takdirde biz mutlu olamıyoruz. Mükemmeli yakalayana kadar kendimizi hedefimize ulaşmış saymıyoruz.

Restorana Gelenlere Müşteri Değil, Misafirimiz Diyorsunuz. Nedenini Öğrenebilir miyiz?

Müşteri; mobilyacı, zücaciye, kuyumcu, galeri ve emlakçı gibi ticari müesseselerde vardır. Biz tarihimizi, kültürümüzü, Türk milleti olarak yemek, aile ve sofra alışkanlıklarımızın örneklendiği bir restoranız. Biz Bedesten Osmanlı Mutfağı olarak restoranımızı evimiz gibi görüyoruz ve bizi tercih eden insanları da misafirimiz olarak kabul ediyoruz. Çünkü o insan eşi, nişanlısı, kızı kısacası hayattaki en değerli varlığı yani ailesini alıp bizim yanımıza geliyor. Bir insan ailesiyle bizi tercih ediyorsa onu yanındakilere mahcup etmemek ve bizi tercih ettiği için yanılmadığını göstermek, bunu ona yaşatmak en önemli görevimizdir. Restoranımız onun için bizim evimiz. Profesyonel hizmet kadromuz da bizim ailemizdir. Bir Osmanlı Türk ailesi diğerini ağırlıyor hizmet anlayışımız budur. Her zaman manevi değerlerimiz birinci sırada, diğer hususlar ise arka sıralardadır. Bu duygu ve düşüncelerle Restoranımıza gelenler müşterimiz değil, misafirlerimizdir. Bu düşüncelere göre hareket ettiğimiz için misafir portföyümüz Ankara Çorum, Amasya, Samsun, Tokat 'a kadar uzanmaktadır. 110 Kilometre yoldan gelen misafirlerimiz menüyü eline bile almadan et, tavuk, balık fiyatı bile sormadan; şefim daha iyi bilir et yemek istiyoruz sırasıyla soğuk başlangıcını, ara sıcağını, salatasını, ana yemeğini, tatlısını göndersin diyor. Olay bu!!! Demek ki bu öz güveni halkımıza vermişiz.


Osmanlı Yemeklerinin Dünyadaki Yeri Nedir? 24 Yıllık Mesleki Hayatınızda Türkiye’de Anlam Veremediğiniz Bir Durumla Karşılaştınız mı?


Büyüklük açısından dünyada şu anda en iyi tanınan Fransız Mutfağından bile ustun görüyorum, Bir nevi Akdeniz mutfağı. Ama şu da bir gerçek ki profesyonel mutfağın dünyadaki ilk kurucuları Fransızlardır. Onun içindir ki restoran ve otellerde birçok kelimeler Fransızcadan oluşur. Osmanlı Mutfağının bir Fransız mutfağı kadar tanınmamasının sebebi de zamanında bu konuda yeterli eğitimlerin yeteri kadar verilmeyerek devlet büyüklerimizin de meseleye uzak kalması, yeterli personellerin yetiştirilmemesidir. Daha ciddi anlamda hem Osmanlı hem Türk mutfağının yetkili kurumlarımız tarafından kaleme alinmiş ansiklopedik bir yayını bulunmamaktadır. Mesleğimizin profesyonel anlamda dernekleşememesidir, veya mevcut derneklerin bu gücü başka alanlarda kullanmasından kaynaklanmaktadır. Bu kurumların hepsini de suçlamak adil olmaz. çünkü bu amaç uğruna çalışan derneklerimiz yada kurumlarımız olsa da sonuçlandırılmış bir basari halen yoktur.

Birçok aşçı ne olduğunu kendisi bile emin olmadan yabancı terimlerden oluşan isimler adı altında sallama yemekler yapmışlardır, yapmaya da devam etmektedirler. Kendi mutfaklarını araştırmak, ortaya çıkarmak, tanıtmak ve ona yeni bir şeyler kazandırmak akıllarına dahi gelmemiştir yıllarca. Yeni yeni hatalarının farkına varıyorlar ama. Altın gümüş rengi madalyalar peşinde koşacaklarına kendi mutfakları için bir şeyler yapsalardı mutfağımız da dünya statüsünde Fransız ve Akdeniz mutfaklarına eşdeğer hatta daha da üstün tanınırdı su an. Yarışmalar haricinde, Hem sen o madalyayı belgeyi hangi başarıya, hangi bilgiye göre alıyorsun?

Bir balık filetosu bile açmasını bilmeyen bazı şeflerimize sesleniyorum:

boynunuzda taşıyamayacağınız kadar madalyalar olsa ne olur ki? Kendi mutfağımızı yeteri kadar üretemediğinizi, tanıtamadığınızı, araştıramadığınızı siz biliyorsunuz. Her hangi bir başarıya dayalı olmayan plastik Madalyalar, belgeler, ünvanlar, sertifikalar belli ki hissettiğiniz suçluluğunuzu bastırıyordur! Herhangi bir dernek üyeliği mecburen madalya sahibi olmayı mi gerektiriyor Türkiye’de ??? Bu güne kadar iki patentli ve markalı yemeğim olmasına rağmen Hiçbir dernek yada kurumdan madalya almadım, verilmedi de. Demek ki birileri bir şeyleri görmek istemiyor. Yada cibali karakolundaki “kendimden kültürlü bekçi istemiyorum” muhabbeti. Zaten meraklısı da değilim. Ben kişiler için değil ülke mutfağımız için bir şeyler yapma cabasındayım… Sanayi lokantasındaki aşçı nasıl oluyor da 6 tane ayçiçeği büyüklüğünde madalyaya sahip oluyor??? Bu nasıl iş, değerlendirmekte zorlanıyorum. Konuyla ilgili dernekler ilgisiz insanları bile madalya yağmuruna tutmuş… Sertifika ve maket ödül dağıtmış. Alınan bu kadar ödülde meslektaşlarımızın bazılarında tatminlik duygusu ve boşverme seklinde yozlaşmaya yol açmış diye düşünüyorum. Yurt dışındaki madalyalar profesyonel özgeçmişinize, mutfağınıza kazandırdıklarınıza dayanarak, başarınıza göre verilir. Türkiye’dekilerin bazıları ise üye kazanmak, populeriterlik, hatır, şahşaha’ya ve küçük menfaatler uğruna verilmekte ve de alınmakta olduğunu gördümİnterneti bile tam olarak anlamını bilmediğiniz İngilizce yemek başlıkları ile altını Türkçe yalan yanlış tariflerle doldurmuşlar. Yemek Türk mutfağına ait; başlığı İngilizce, tarifi Türkçe… Buyurun! Sevgili meslektaşım; bu yemeğin Türkçe adı yok mu? Madem internete tarif verecek kadar meslek zenginisin bütün tarifi İngilizce yaz, bütün tarifi Türkçe yaz ya da herhangi bir dille yaz; ama yemegin ismini başka bir dilde, tarifini başka bir dilde yazma!!! Herhangi bir yemek tarifini internette bir Türkçe arayın, bir de İngilizce arayın ne demek istediğimi anlayacaksınız. Yemekler ve isimler kendi dillerine özeldir. Yemek ve kişi isimleri başka dillere çevrildikleri zaman anlam kazanmazlar, aksine anlam kaybederler. Avrupa’da, Amerika’da Yunanlılar, İngilizler ve Araplar 8-10 milyon dolar vererek Osmanlı Mutfağına ait restoranlar açıp, yemekleri de mönüsüne kendi dilinde Türkçe yazarken bizler 20 bin lira, 30 bin lira bütçeli küçücük restoranlarımızda anlamını bile tam olarak bilmediğimiz İngilizce kelimeler kullanıyoruz. Ülkemi ve mutfağımı seven birisi olarak bunu anlamakta zorlanıyorum ve üzülüyorum. Bu nedenle kendi mutfağına hakim olmayan bir aşçının başka mutfaklarda başarılı olmayacağını düşünüyorum. Çizgisi başka mutfaklar olan aşçılarımıza da saygı duyuyorum, en azından çizgisi belli….

Bir Özeleştiri Yapmak İstersek, Bunu Bize Nasıl Açıklarsınız?

Liseyi bile günün şartlarında farklı Sartlardan dolayı bitirmemiş birisi olarak mesleğime Bolulu ustalarımın yanında bulaşık yıkayarak başlayarak dört elle sarılıp, azimle çalıştım. Çalıştığım için
kazandığımı sandım ve bundan ötürü zaman zaman gururlandım...Kaybettim...!!! İnsanının aslında çok çalıştığı için kazanmadığını öğrendim. Ne kadar çalışırsan çalış, yüce Allah’ın ilmi dileyene, maddiyatı ise dilediğine verdiğini öğrendim. Bundan sonra işim için elimden gelenin iyisini yapmaya çalışıyorum, gerisini de Allah’ın taktirine bırakıyorum. Kendimi her konuda araştırarak, inceleyerek, deneyerek geliştirmeye devam ediyorum, çünkü yaşam da devam ediyor. Hayat çizgimde ne olursam olayım, öncelikle insan olduğumu unutmamaya çalışıyorum. Karşıma çıkan insanlara da mevki ve makamlarına göre değil, insanlıklarına göre değer veriyorum. Kendimde personellerime karşı her zaman iyi bir insan olarak değil, adil bir insan olarak davranmaya çalışıyorum. Herkes iyi olabilir ama adil olamaz.! önemli olan adil olabilmektir.

Sizi Kendi İsteğinizle Yazılı ve Görsel Medyada son 3-4 ay haricinde Hep Arka Planda Gördük, Sebebi Nedir?


Yurt dışında ve yurt içinde benim de yazılı ve görsel basında haberlerim var. Ancak hiçbir zaman böyle bir şey olsun diye de çabam olmadı. İşimle ilgilenmek bana daha çok cazip gelmiştir. zaman zaman mesleğimle ilgili makaleler yazıyorum, birkaç kelime bile olsa yeni yetişen çıraklarımıza, bir insana, ülkeme, meslektaşlarıma faydalı olabilmek için. Meslekteki ahlaksız insanların cesareti kadar ahlaklı meslektaşlarımın da cesur olmasına vizyon ve manevi katkı sağlamak istiyorum ki mutfağımızın kalkınması aşamasında katkımız, faydamız olsun...

Yetiştirdiğiniz Şefler Arasında Ünlü Olan Kimseler Var mı?

Öncelikle şunu söyleyeyim; profesyonel bir şef yetiştirecek kadar yaslı değilim. İyi bir sef en az 20 yıl pişmesi lazım. Ayrıca yabancı şeflerle ve yabancı mutfaklarda da çalışması lazım ki kendi mutfağının buyrukluğunu, zenginliğini görsün. Dünyaca ünlü yardımcı olup bir şeyler öğrettiğim şeflerimden 2’si İtalyan (Londra), 3 ü Meksikalı (Washington Dc.), 1 i Portekizli (Cambridge), 4 ü Amerikalı (Baco raton, Miami) olmasına rağmen bu kadar uzun meslek hayatımda sadece 2 Türk şefin mesleğine ciddi katkıda bulundum. Türkiye’de de yanımda mesai yaptıklarını belirterek Birisi New York, diğeri Chicago. Bunun sebebine gelince üzülerek söyleyeyim ki, yukarıdaki bahsettiğimiz küçük menfaatler ve insanların gönlünü yapmak için verilen küçük hediyeler sonucu Türk meslektaşlarım kolaycılığa kaçmaları ve hak etmemiş ödülleri alarak kendini Türk mutfağında balondan şöhret içerisinde bir anda bularak ve bunun neticesinde zirvede olduğunu hissedip, mesleki yaşamında yozlaşmaya, tembelleşmeye ve kendini geliştirmemeye ittiğinden dolayıdır. Bu yüzden ötürü o mesleki Türk arkadaşlarım yöresel restoranlarda hala çalışmaya devam etmekte, yetişmesine yardımcı olduğum Türk olmayan şeflerim ise dünyanın ünlü Osmanlı ve Türk Mutfağı üzerine VIP restoranlarda işine sahip çıkarak, ilk günkü heyecanla, artık onlarda şef yetiştirerek devam etmektedirler. Hepsine saygım sevgim ve sonsuzdur. İlişkilerimizi ilk günkü gibi devam ettirmekteyiz, hiçbir zaman bağlarımızı koparmadık. Türk olmayan bu yetiştirmiş olduğum şefler son derece kuvvetli manevi duygularla, halen beni arayarak, vefa duygularını belirtiyorlar. İşte benim mutluluğum bu.
Maalesef ki Keyifli Bir Sohbetimizin Sonuna Geldik.

Öncelikle samimi olduğum bu söyleşide düşüncelerimi saygıdeğer meslektaşlarıma paylaştıran, röportajın yapılmasına vesile olan Aşçılar dünyasına, mutfağımıza katkıda bulunan tüm meslektaşlarıma ve bu konuda çalışmalar yapan ilgili mesleki kurumlarımıza, bizlere beklentimizin üzerinde değer veren ve Bedesten Osmanlı Mutfağını tercih eden yöre halkına, profesyonel kadromuza destek veren İşletme Sahibimiz ve Merzifon Ticaret ve Sanayi Yönetim Kurulu Başkanımız

HAS AŞÇIBAŞ & EXC. CHEF  | AHMET ÖZDEMIR

OSMANLI VE TÜRK MUTFAĞI DÜNYA GÖNÜL ELÇISI